Evvelsi akşama doğru, Avrupa Birliği için Türkiye Ulusal Programı, hükûmet tarafından resmen kabûl ve ilân edildi. Bu konu ile ilgili Başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz programı, mükemmel bir üslûpla sundu. Türkiye, 15 Avrupa Birliği üyesi devlete karşı, en çok 1 yıllık kısa vâdeli ve en çok 2 yıllık orta vâdeli taahhütlere girdi. 180 kadar yasa çıkarılacak veya tadil edilecek. Bu arada Anayasa'nın epey maddesi değiştirilecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi, önemli olduğu kadar şerefli bir misyonu üstlenecektir. Türkiye'nin çağın gerisine düşercesine geç kaldığı reformların, pek de alışık bulunmadığımız bir tempo ile geçrekleştirilmesi gerekiyor. Hem yasaları yayınlamak, hem bunları fiilen uygulamaya geçirmek bahis konusudur. Atılacak her adım, Meclis'in, bütün partilerin, milletvekillerinin saygınlığını arttıracak, sallantıdaki hükûmeti kendine getirecek. İtibarı epey zedelenen Türkiye'yi ileri götürecek, AB aleyhine konuşanların, yazıp çizenlerin, toplantı yapanların sayısı gittikçe azalacak. AB için millî mutabakat oluşmuş gibi. Daha doğrusu kimse doğrudan karşı çıkmıyor. Bahaneler ileri sürülüyor, senaryolar üretiliyor, vehimler kışkırtılıyor. Zamanla hepsi tavsıyacaktır. İkinci Kurtuluş Savaşımız'dır. Başka çaremiz yoktur. AB üyesi olabilmenin çok ötesinde bir konudur. Bu düzenlemeleri yapalım, zamanı gelince üye olup olmamak elimizdedir. Ancak bu reformları, kriterleri, normları, ilkeleri kabûl ve tatbik edemezsek, her tarafla ihtilâflı, her tarafa kapalı, her isteğe ve hevese açık, küskün ve içimizde kavgalı bir devlet hâline düşeriz. Zinhar 23 yıl önceki tarihimizin büyük hatasını tekrarlamayalım. Yarım asır öncesinde kalmış dogmalara takılıp kalmayalım. İster sağ, ister sol olsun Türk milliyetçiliğinin temeli, Türk'ü ve Türkiye'yi öne çıkarmaktır. Arkalara, karanlık ve loş dehlizlere itmek değil...