Türkiye, bir Avrupa devletidir. Hedefimiz, bu sıfatımızla çağdaş uygarlık çizgisine ulaşmaktır. Atatürk böyle dedi. Bu yoldan dönüş yoktur. Ama 200 yıldan beri bu yolu aşamadığımız ortadadır. Zira çok zikzak yaptık. Bugün geldiğimiz nokta, eskimiş bir hukuk sistemi, köhnemiş kurumlar, artık Çin'de modası geçmiş bir devletçilik, ağır bir bürokrasi, yüzde 90 enflasyon, 2000 dolar p.c. gelir ve yoksul bir ülkeden ibarettir. Çünki Devlet reformu yapılamadı. Yoksul ülkeler haksızlığa uğrar. Sınırları dahi münakaşa edilir. Millî kültürünü geliştiremez ve yüceltemez, yayamaz. Her zaman böyle oldu. Bugün de böyledir. Subayın ve yargıcın politikaya girmemesi, demokrasinin temel ilkeleridir. Aynı zamanda bir Atatürk ilkesidir. Ancak Yenileşme tarihimize göz atarsak, büyük reformlarda da, çağa uyum sağlamak için yapılan daha küçüklerinde de Türk subayının baş çektiği, önde bulunduğu görülür, geriye gitmek, geride kalmak yönünde temayülü yoktur. Silâhlı kuvvetlerimizin bu karakteri değişmez. Bizi almazlar sloganı sahipleri, çehrelerinden taassup akan kişiler, sürprizle karşılaşabilirler. Türk subayı, Avrupa standartları için yardımcı olur, öne çıkar. Çetin bir pazarlığın safhalarını, bürokratik imtiyazları savunmak için kullananların sonu hüsrandır. 1959'dan beri peşinde olduğumuz AB hedefini bırakacak değiliz. 24 yıl önce irtikâb ettiğimiz en büyük tarihî hatamızı tekrarlamak lüksümüz yoktur. Ama zaten Avrupa Birliği, bir vasıtadır. Asıl hedef, Avrupa standartlarına yükselip çağdaş düzeyi yakalıyabilmektir. AB, Türkiye'yi gücendirmek gibi vahîm bir yanlış yaparsa, kendi bileceği iştir. Aynı standartlara yükselmiş bir Türkiye, zaten hedefine erişmiş demektir. İstemediğimiz takdirde bizi zorla AB'ye sokmazlar.