Dünya üçüncüsü olan millî takımımıza İstanbul'da yapılan gece karşılaması, halkımızın bir araya gelebilmek yeteneğinin en çarpıcı örneklerinden biri idi. Turgut Özal'ın cenazesi, Alparslan Türkeş'in cenazesi de, böyle yüzbinlerce insanımızın ortak duyguları ile gerçekleşmişti. Başbuğ'un cenazesine gelen, bazıları yağmur altında ceketsiz, saf, temiz, tertemiz, vatansever Anadolu halkı, bilhassa gençlerimiz, Türk milletinin özü idi. İnandıkları insana vefalarını gösteriyorlardı. En küçük bir menfaati akıllarından geçirmiyorlardı. Nice politik mitingin para ve araç verilerek toplanmış kalabalığı ile ilgileri yoktu. Davet bile edilmemişler, yurdun her köşesinden gelerek kendiliklerinden kitleler oluşturmuşlardı. Yüzlerinden vakar, nemli gözlerinden teessür akıyordu. Türk'ü çok sevdiği için candan bağlandıkları başbuğlarını ebediyete uğurluyorlardı. Aynı heyecanı, bu sıcak yaz günleri, Türk devletinin en büyük medeniyet projesi olan Avrupa Birliği için göstermeleri, sadece bir kıvılcım sorunudur. Millî takımımıza yapılan kutlama beni ümitlendirdi. Büyük Türkiye'yi gerçekleştirerek başbuğlarının ruhunu şâd edecek böyle bir heyecan, bize yeniden büyük devlet olabilmemizin yolunu açar. Çocuklarımızın geleceğini güvence altına alır. Gençlerimizde, bütün insan varlığımızda bu coşkuyu uyandırmak, politikacılarımızın görevidir. Bu coşkuyu sağlayan parti iktidara yükselir. AB için böylesine çalışan partiler, demokrasi dünyasının göz bebeği olur. Milletçe yüzümüze kapanan kapılar, birer ikişer açılır. Milliyetçilik, Türk için bu medeniyet düzeyini isteyebilmek duygusudur. Ve başka hiçbir şey değildir.