Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'ün Amerika ziyareti, politik ve diplomatik tarihimize damgasını vurdu. Bu derecede bir başarı ile gerçekleşti. 200 devlet karşısında Türkiye'nin önemini, vazgeçilmezliğini, siyasetini vurguladı. Başkan Obama ile yemek yedi. Sohbet etti. Ahmedinecat ile kucaklaştı. İtidale davet etti. Mavi Marmara için BM raporunda suçlanan Şimon Peres'le karşılaşmayı münasip görmedi. Artık İsrail'in, Mısır'la bir olup Gazze'yi orta çağ muhasaralarına benzeyen bir baskı altında yaşatmaktan vazgeçmesi gerektiğini anlaması gerekir. Nerede kaldı kıvrak Yahudi zekâsı? Cumhurbaşkanımız, İran'ı mâkule davet etmek için elinden geleni esirgemedi. (Irak'a benzemez!) diyerek Amerika'yı korkutmaya bile teşebbüs etti. Artık İran bir kazaya sebep olursa Türkiye sorumlu değildir. Arjantin, bütün Latin Amerika'nın insan yapısı en Avrupa'ya benziyenidir. Zira İspanyollar bu en güneydeki büyük ülkeye geldiklerinde çok, çok az Kızılderili yerli vardı. Avrupalı göçmenler de, kendi işlerini görmeyi tercih edip Afrika'dan zenci köle getirmediler. Arjantin, ilk diplomatik ilişki kurduğumuz Latin Amerika devletidir. Ankara'daki eski Arjantin, büyükelçilerinden biri Yahya Kemal hayranı idi, şiirlerini İspanyolca'ya tercüme etmişti. Brezilya'nın Türkiye'ye fazla yaklaştığını gören Arjantin'in hanımefendi başkanı, Cumhurbaşkanımız'ı makam odasına gelip ziyaret eden devlet başkanlarından biri oldu. Sayın Gül, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ve Güvenlik Konseyi'ne başkanlık ederken, dünyanın önemli meselelerini öne çıkaran konuşmalar yaptı. Dikkat, ilgi, sempati, takdir ile dinlendi. Boston'a uğradı. Oradaki, başta Harvard çok seçkin üniverstilerde profesörlük yapan Türkler'imizi tebrik etti. Avrupa Birliği için en gerçekçi ve en cesur teşhisi söylemekten çekinmedi: Vizyonumuz eksik dedi. Dünya medyasının da belirttiği gibi Abdullah Gül'ün iki haftalık New York ve son günde Boston ziyareti, Türkiye'nin cihan politikasına alakasını ve vukufunu göstermek bakımından çok faydalı geçti.