Anayasamız halk irâdesine şüpheci!

A -
A +
Uygulamada ne monarşi, ne de cumhuriyet anayasamız demokrasi ve liberallik sağlayabildi. Devlet'in ön plana çıkarılarak Millet'in Devlet emrine verildiği anayasamızda, halk irâdesine karşı çekingenlik ve şüphe hâkimdir.Anayasamız halk 
irâdesine şüpheci!İLK SEÇİMLER 1876'DA YAPILDI Tarihimizdeki ilk anayasa, Midhat Paşa'nın inisiyatifi ile 1876 yılında yürürlüğe kondu. Türk tarihindeki ilk seçim de aynı yıl l. Meşrutiyet'in ilanı ile ll. Abdülhamid Han döneminde gerçekleşti. Resimde Beyoğlu Aya Triada Kilisesi'ndeki seçim sandığı ve seçim kurulu üyeleri görülüyor. Osmanlı Devleti'nde, İmparatorluk Türkiyesi'nde bugünki anlamda bir anayasa yoktu. İngiltere gibi... Birleşik Krallık'ta (İngiltere'de) hiçbir devirde anayasa bulunmadığı gibi, bugün de yoktur. İhtiyaç duyulmuyor. Ancak İngiltere demokrasisi kendisine has bir devlet yönetim düzenidir. Taklid edildiği takdirde başka devletlerde uygulanabilirliği yoktur. Fâtih Sultan Mehmed (1451-1481) ve torununun oğlu Kaanûnî Sultan Süleyman'ın (1520-1566) yayınladıkları kaanûn-nâme denen hukuk belgeleri, Osmanlı Cihan Devleti'nin bir çeşit anayasası idi. Daha çok devlet örgütünü düzenliyordu. Ama kişi, vatandaş haklarına ait maddeler de haylidir. En ilgi çekicilerinden biri Sultan Süleyman Kaanûn-nâmesinin şu maddesidir (aynen): "Cinâyât mukaabelesinde olan cürm-ü siyâset bâbında sipâhî ve raiyyet ve şerîf-ü vazı' ve deniyy-ü refî arasında müşterektir, şöyle ki, her kim bu cerâimden (suçlardan) birisi ile mücrim ola, mukaabelesinde tâyîn olunan ukuubetle muâkab olur (cezalandırılır). İnsan hakları tarihi bakımından çok önemli bir yasa maddesidir. Kim olursa olsun, aynı suç için aynı ceza ile cezalandırılmasını emrediyor. Bugün bize pek tabii gelebilir. Fakat Batı'nın en ileri ülkelerinde ancak 18. asrın son yıllarından başlayarak kabûl edilmiştir. Biz bu temel hukuk kuralını, 16. asırda koymuş oluyoruz. TANZÎMÂT FERMANI 1826'da İkinci Mahmûd'un radikal (kökten) inkılâpları başladı. Onun görüşlerine göre ölümünden az sonra hariciye nazırı 39 yaşındaki Mustafa Reşid Paşa'nın kaleme aldığı Tanzîmât Fermânı, gene Fâtih, Kaanûnî ve diğer hâkan-halîfelerin kanunnâmeleri gibi, bir padişah hatt-ı hümâyûnudur. Hâkan adına yayınlanmıştır. Eskileri gibi şerîate açıkça aykırı kurallar koymaktan özenle kaçınılmış, fakat epey kaçamak yapıldığı, iki sayfalık fermanda birkaç defa "şerîat-i Muhammediyye" kavramının kullanılmasından anlaşılır. 1876'ya kadar Osmanlı, bugünki İngiltere gibi, bir kısmı yazılı metin bile olmayan gelenekler ve en önemlisi 1856'da gene hâkan-halîfe(Sultân Abdülmecid) adına yayınlanan Islâhât fermân-ı hümâyûnu olan yasalarla yönetildi. Bugünki anlamda ilk yazılı anayasa, 1787 Amerika Birleşik Devletleri anayasasıdır. Onu 1791 Fransa Anayasası izledi ki, ABD'ninkinden etkilenmiştir. Bazı Avrupa devletleri çok geç kaldılar. Meselâ Rusya Anayasası ancak 1905'te yürürlüğe girdi. Bizde ilk anayasa, Midhat Paşa'nın inisiyatifi ile 1876'da yürürlüğe kondu. 1877 başında Meclis-i Meb'ûsân seçilmiş milletvekilleri ve Meclis-i Âyân hükûmetin teklifiyle hâkan-halîfenin atadığı çok önemli görevlerde bulunmuş Devlet adamlarının hayat boyu tayini ile oluştu. Cumhuriyet döneminde ne yaptık? Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi 1921'de ve monarşi yerine cumhuriyeti koyarak 1924'te anayasalar yaptı. Esas bakımdan 1876 anayasasıdır ki 1908'de daha liberalleştirilmiştir. Fakat uygulamada ne monarşi, ne cumhuriyet anayasamız demokrasi ve liberallik sağlayamadı. Acele yapılan 1876 Anayasası, Belçika Krallığı'nın Fransızca olan demokrat anayasası (1830) esas alınarak düzenlendi. Gerçi Genç Türkler (veya Yeni Osmanlılar), İngiltere hayranı idiler. Ama içlerinde İngilizce bilenler olmadıktan başka demokrasinin beşiği İngiltere'nin bir anayasası yoktu ki, Türkçe'ye tercüme edebilsinler. Sonra Batı'ya dönük Teceddüd (Yenileşme) denen inkılâplarımızda modelimiz Fransa idi ve Fransızca Tanzimatçıların hepsinin Arapça ve Farsça yanında bildikleri tek Avrupa dili idi (İngilizce'yi denizcilerimiz biliyordu, Almanca ve İtalyanca bilenler 1876'da çok azdı). Ancak Fransa 1871'de Üçüncü Cumhuriyet ilân etmişti. Bir Cumhuriyet anayasası, monarşi olan Osmanlı Türkiyesi'nde uygulanamazdı. Zaten bütün Avrupa'da ve bütün Asya'da sadece iki cumhuriyet vardı (İsviçre ve Fransa). 1918, hatta 1945'e kadar monarşiler dünyası idi. 1961 ve 1982 anayasalarımız, yepyeni metinlerdir. Her ikisi de çok uzundur. 1961 Anayasası 157+20 ve 1982'deki 177+16 maddedir. Dünyanın en uzun anayasa metinleridir. Meselâ Belçika Anayasası 131, Federal Almanya 141, İtalya 135, Fransa 89 maddedir. 1961 ve 1982 Anayasaları, millî irâde'nin tek mercii olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetkilerini atama ile oluşan çeşitli kuruluşlara dağıtmışlardır. Atatürk Anayasası'na çok aykırıdırlar. Bizim anayasamızda, maddeler çok uzun tutulmak, bir çok fıkraya bölünmekle kalmamış, yabancı anayasalarda yasalara bırakılan birçok konu ve teferruat bu anayasa ile sıkı kayıtlar altına alınmıştır. DARBECİ ASİ SUBAYLAR... Hukukçu olmadığım için detaya inmem doğru olmaz. Tarihçi ve politikacı olarak görüşüm bu merkezdedir. Devlet'in ön plana çıkarılarak Millet'in Devlet emrine verildiğini söyleyebileceğim anayasamızda, halk irâdesine karşı çekingenlik ve şüphe hâkimdir. 1960 ve 1980 darbelerini yapan âsî subaylar da kendilerini muhafaza altına almak istemişler, hattâ Lordlar Kamarası benzeri bir Tabiî Senatörlük müessesesi kurmuşlardır ki, hayat boyu üyeleri darbeci yüzbaşı ve binbaşılar, albaylar idi. Bir iki general vardı. Avrupa Birliği üye adayı Türkiye'nin, AB standartlarına göre daha kısa bir demokrasi anayasası yapması mutlak bir ihtiyaçtır. Ancak birkaç maddesi değiştirilmiş fakat reddi için CHP tarafından Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Yüce Mahkeme'nin kararı elbette uygulanacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin de yolunu açtığı referandum için 12 Eylül günü saptanmıştır.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.