Türkiye bu hallere düşmemeliydi. Türk milleti böylesine maskaralıklara müstahak değildi. Mağrur bir millet, mahcup duruma düşürüldü. Demokrasilerde tek sorumlu, icra yani hükûmettir. Şahsa indirgersek, icrayı oluşturup başına geçen başbakandır. Koalisyon ise, ortak genel başkanlar, bir nispette bu sorumluluğu paylaşırlar. Sistem budur. Kimse yanlış hedefler göstermeye kalkışmasın. Sayın Ecevit, birtakım önemli güçler tarafından, hattâ tek başına iktidar olacağı sanılarak desteklendi ve birinci parti oldu. Tecrübesi, dürüstlüğü, sol milliyetçiliği, yeter sayıldı. Mazide Türkiye'nin başına getirdiği haller, unutulmuştu. Bu seçimlerde aynı üslûpta destek Sayın Baykal'a verilecektir. 1999 seçimlerinden önce Meclis'te üyesi bile bulunmayan Milliyetçi Hareket Partisi'nin şahlanacağı, önemli güçlerce, kaale bile alınmıyordu. 17 Nisan 1999 Cumartesi günü Türk Ocakları Genel Merkezi'nde verdiğim konferansta, "Yarın MHP her türlü tahminin üzerinde oy alacaktır" dedim. Çoğu MHP seçmeni olan dinleyicilerim bile pek de inanmayarak alkışladılar. Ertesi Pazar günü dediğim gibi oldu. MHP, bugün TBMM'nin 1. partisidir. Başbuğ'un tasarladığı reformlara iltifat bile etmedi. Aklını Avrupa'ya ve teröristbaşına taktı. DSP gibi MHP de, çok tecrübesiz bir kadro ile Meclis'e girmişti. Koalisyonun küçük ortağı, bir zamanların Turgut Özal'ın muhteşem Anavatan Partisi idi. Sayın Yılmaz'ın, aynı seçmen kitlesini paylaştıkları Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ile mantık dışı didişmesi, her iki partiyi de küçülttükçe küçülttü. Türk demokrasi tarihindeki bütün gelişmelerin mimarı olan Merkez Sağ, ufalandıkça ufalandı. Bu koalisyon, hâlâ iktidardadır. Yetkilerini kullanamamış, muktedir olamamıştır. Şimdi varla yok arası bir yerlerdedir. Bugün Ankara, aday listeleri ile, hiç yaşamadığı derecede bir kargaşa ve karmaşanın içindedir.