Yaşadığımız büyük kriz, Üçlü Koalisyon'un akıl almaz siyasi hatalarının neticesidir. Ancak bu neticenin alternatifi, ara rejim, teknokratlar hükümeti gibi formüller değildir. Alternatif, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içinden çıkar. Meclis kompozisyonu ise, halk oylaması ile olur. Farz-ı muhal ara rejimde hükümet, Washington güdümlü olacaktır. Türkiye bunu kaldırmaz. Zaten Avrupa da kaldırmaz. Böyle bir hükümet, asla radikal reformlar yapamaz. Sadece bu iddia ile koltukları paylaşır. Belirli menfaat gruplarına bağlanır. Kaldı ki, Meclis'imizde bulunamıyan değerlerin bürokrasimizden çıkartılacağını kabul etmem. Tabii böylesine bir arayışa düşülmesinde suç, açık şekilde liderlerdedir. Bundan böyle milletvekili ve bakan seçerken önce şaibesiz, sonra politikaya yetenekli, nihayet gerçekten değerli ve işe yarar kişileri öne çıkartmaları gerekir. Aksi takdirde partilerini daraltırlar. Kendi başlarını da belaya sokarlar. Washington'dan emir almak başka şey, Avrupa Birliği ilkelerine uyum sağlamak bambaşka bir şeydir. Bu uyumdan kaçınılmıştır, korkulmuştur, kaytarılmıştır, kıvırtılmıştır. AB'de milli onuru zedeliyecek bir durum yoktur. Olsa idi Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer bütün üyeler kabullenmezlerdi. Türkün milli onuru, Alman'ın, Fransız'ın, İngiliz'inkinden ne daha fazla, ne daha azdır. Türk milliyetçiliğinin şiarı budur. Onlardan fazla onur iddiasıyle Türk'ü yoksullaştırmak, çağdan koparmak değildir. 2500 dolar p.c. gelirle milli menfaatlerin savunulması güçtür. 10 yıl önce yakasını Moskova sultasından ve berbat rejiminden kurtarabilmiş ülkeler derecesinde AB ilkelerine uyum sağlayabilse idik, ABD ile ilişkilerimiz daha düzgün, samimi ve dostça olacaktı. Ara rejim gibi küçültücü arayışlara düşmiyecektik. Yaklaşan sonbahar, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için belirleyici olacak. Sadece Meclis'te grubu bulunan 6 parti liderinin rejimin nereye gittiğini görebilmeleri gerekir.