Hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, hem Meclis Başkanı, hem Dışişleri Bakanı, yurt dışında idiler. Asya ülkelerinde... Dış politikaya ağırlık verilmesi şarttır. İcabını yerine getiriyorlar. Özal ve Demirel'in olağanüstü parlak cumhurbaşkanlıklarındaki gibi kalabalık heyetlerle gidilmesinde de Türkiye'nin sayılamayacak kadar menfaati mevcuttur. Özal'ın ilk dış ziyaretindeki kalabalığın, ufuksuz medya ve politika mensuplarımızca feci üslûpla -gûyâ- eleştirildiğini hatırlıyorum da, modern devlet çizgisinde hiç de fena yol almadığımızı görüyorum. Cumhurbaşkanımız şimdi, Afrika'ya hazırlanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı+o günlerde cumhurbaşkanı vekili Mehmet Ali Şahin, Bahreyn'de idi. Bahreyn, Körfez ülkelerinin en küçüğü. Basra Körfezi içinde minik adalar üzerinde kurulmuş. Hükümdarının 2002'den beri kral=melik unvanını kullandığı dünyanın en küçük krallığı... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hindistan'dan sonra Bangladeş'e gitti. Türklerin asırlarca yönettiği ülkeler... Bangladeş'te 17. yüzyılda Ganj üzerinde bir adada Osmanlı deniz üssü bulunduğunu bugün tarihçilerimiz bile hatırlamıyor. Cumhurbaşkanımızın, Türkiye'nin 2 misli Müslümanı içeren Bangladeş'in ikisi de hanım başkan ve -eski başbakan- muhalefet lideri ile görüşmesi, dostlar arasında bir konuşma idi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Körfez monarşilerinden Katar'a parlak bir ziyaret yaptı. Aynı zamanda burada toplanan milletlerarası bir konferansa katıldı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Hanımla ikili görüştü. Anlaşılan İran'ı konuştu. Katar'ın 1910'lu yıllara kadar Basra eyaletimizin bir ilçesi olduğunu hatırlayan da kalmadı. Bu hâtıralar, tıpkı o coğrafyalardaki beceriksiz ve kısa ömürlü haleflerimiz İngiltere ile Fransa egemenliği gibi, nisyâna (unutulmaya) terk edildi. Zira Arap dostlarımız pek hoşlanmıyorlar. Başbakanımızın Arapları Gazze ve emsali Arap meseleleri için eleştirerek uyarması hârikulâde idi. İlgi çekti, alkışlandı ve inşallah intibâha (uyanışa) vesile olur...