İkinci Cihan Savaşı'nı (1939-45) Almanya mahvolarak, fakat galip tarafta bulunan Fransa da kolu kanadı kırılarak bitirdi. (1940'lara kadar Fransızca lingua franca iken yerini İngilizce'ye bırakması bence yenilgilerin en büyüğüdür.) 1870 dehşetli savaşından sonra Alman-Fransız anlaşmazlığının bir de çeyrek asır ara ile iki dünya harbi çıkarması karşısında Fransa, -günümüzün moda tabiriyle- üç değil, beş defa düşünmeye başladı. Avrupa Birliği'nin çekirdeğini oluşturmak fikri Fransa'dan çıktı. Başbakanlardan -Alman asıllı- Schuman'ın projesine, Hitler'in yıktığı Almanya'yı yeniden kuran şansölye Adenauer'den olumlu karşılık geldi. İtalya ve Benelüks devletlerini (Hollanda, Belçika, Lüksemburg) de içlerine alarak Avrupa Birliği'nin çekirdeği gerçekleştirildi. De Gaulle'ün büyük endişesi, Almanya'nın birleşerek Avrupa dengesini bozması idi. Birkaç bağımsız Alman devleti tasarlıyordu. Ama değil ayrışmak, Almanya birleşti. Avrupa Birliği'nin güçlü üyesi hâline geldi. Avrupa devletleri, birliği öyle kolayca benimsemiş değillerdir. Avusturya'daki referandum bir iki puanla yüzde 50'yi geçebildi. Norveç'te aksi oldu. Bir puanla birliğe girmek reddedildi. İngiltere çok tereddüt geçirdi ve hâlâ Euro'yu benimsemedi. Bizdeki yoklamalarda çıkan yüzde 70 civarındaki oy, Avrupa Birliği üyelerinde görülen yüksek bir orandır. Fakat heyhat!.. Türkiye ne Avusturya, ne Norveç, ne İngiltere'dir. Biz 210 yıldan beri biribirimizi yerken bu devletler, çoktan güneşte yerleri almışlardı. Refaha doymaz bir medeniyetin mensupları olarak, sınırlarını garanti altına alıp biraz daha zenginleşmek için Avrupa Birliği münakaşası yaptılar. Acaba biz neyin kavgasını yapıyoruz? Yılda 200 milyar dolar 65 milyon gibi bir nüfusa nasıl paylaştırılırsa paylaştırılsın işin içinden çıkılamaz ki...