Bir sakarlık yapmadığımız takdirde Mart ayında Avrupa Birliği bizimle tam üyelik müzakerelerine başlama kararı alabilir. 2007 yılında Romanya ve Bulgaristan'la birlikte tam üye olabiliriz. Romanya ve Bulgaristan'dan sonraya, 2010'lara kalırsak, bendeniz şahsen hayatımın bozgununu yaşarım. Ve bu duyguyu taşımayan kişiyi Türk milliyetçisi kabûl etmem. Zaten 2010'larda Dünya ve Avrupa dengelerinde esaslı değişiklikler muhtemeldir. Atatürk'ün o anlı şanlı Türkiye Cumhuriyeti, bir Şark memleketi hâlinde kalır. Orta halliye yakın yoksul bir yaşayışa mahkûm oluruz. Şu birkaç hafta içinde ne yapmalıyız? Bizden neler isteniyor? Hepsi Ulusal Programımız'da yazılıdır. İmzamıza sadakat göstererek bunları gerçekleştirmek durumundayız. Kıbrıs meselesini çözümliyebilmeliyiz. Karşı taraf bizden olmaz'ı istemediği takdirde pekâlâ mümkündür. 50 yıl Kıbrıs davası olamıyacağını bizim gibi karşı tarafın da anlaması lâzım. Hukuk sistemimizde, zaten Tanzimat'ın yolunu açıp Büyük Atatürk'ün uyguladığı Avrupa hukukunu kabûl edeceğiz. Kıvırtmıyacağız. Vatandaşımızı çağdaş haklardan mahrum kılmaya yetkimiz olamaz. Mahallî lehçelerle yasal çerçevede radyo, TV ve dil kurslarından çekinmemize sebep yoktur. Emin olunuz yoktur. Ancak okullarımızda, seçmeli ders şeklinde bile mahallî dilleri okutamayız. Zira böyle bir eğitim ve öğretim olamaz, saçmalığın bilmem necesidir. Ne kaldı? İdam cezasını kaldırmak... Zaten hiç bir baskı ve teklif olmaksızın 20 yıldan bu yana tek infazda bulunmadık. Bu fiilî durumu tescil etmekte direnmek artık çocukça bir tavırdan ileri gitmez. Teröristin gene hakkından geliriz. Kimse şüphe etmesin...