Millî bir projemiz olan Bakû-Tiflis-Ceyhan hattının Bakû'da temelleri atıldı. Törene Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan cumhurbaşkanları katıldı, güzel nutuklar söylediler. En ilginci, bu temel atma merasimine ABD Enerji Bakanı'nın da -tâ Washington'dan gelerek- iştiraki idi. Bakû'daki bütün kor diplomatik hazır bulundu. Kutlu olsun! ABD, Türkiye'yi rahatlatmak, memnun etmek istiyor. Kıbrıs kördüğümünde, Avrupa Birliği ile beceriksiz ve tembel ilişkilerimizde, Avrasya uzantılarımızda, yolumuzu açmaya çalışıyor. Karşılığında ne istiyor derseniz, onu da saklamıyor: Irak savaşında Türk desteği... İki buçuk yıl içinde 3 milyar dolar harcanarak işletmeye açılacak Bakû-Ceyhan petrol hattı, Boğazlarımız'daki inanılmaz boyutlara ve hacimlere ulaşan iğrenç akaryakıt trafiğini bir ölçüde hafifletecektir. Stratejik değeri de büyüktür. Birkaç bin tonluk gemilerin geçip gittiği bir dönemde imzaladığımız -Türkiye'nin tam bağımsızlığını sağlayan ve Atatürk'ün büyük eserlerinden biri olan- Montrö Anlaşması'nı, günümüzün teknik şartlarına uyduramadık. İstanbul gibi muazzam ve muhteşem bir beldeyi, ateş ve alev tehdidinden kurtaramadık. Muhayyel deprem masalları ile uyutulduk. Burnumuzun ucundaki tehlikeyi unutturduk. Boğaziçi'nin teknik deniz donatımını bile tamamlıyamadık. Sonuçları belirsiz, zavallı duruma düşmüş insanımıza ümit verip vermiyeceği meçhul, fakat zorunlu hâle gelen 3 Kasım'a endeksli Türkiye, Kıbrıs'ı, bilhassa Brüksel ve Kopenhag'ı izliyor. İnşallah dirayetle izliyor. Irak cephesinin olanca dikkat ve özenle izlendiğine ise şüphemiz yoktur. Zira Silâhlı Kuvvetlerimiz uyanıktır. Siyasî irade ne isterse, yerine getirecek güçtedir. 3 Kasım'da, böyle bir siyasî irade bekliyoruz. Demokratik, hukukî ve millî yetkilerini kullanamayıp döküp saçan ve dağıtan kalabalık, hantal, verimsiz, âtıl hükûmet modeli bize gerekmiyor. Temelde ve derinde bir petrol meselesi olan, ama terör ve insan hakları ile de bağlantılı Irak konusu, Kasım 2002 hükûmetinin öncelikli meşgalesidir.