Türkiye'ye karşı dış baskılar arttı. İçeride buhran, aleyhteki dış faktörleri harekete geçirir. Kural budur. Yıllardan beri okuyucuyu bıktıracak kadar tekrarladığımız gibi, Avrupa'ya yaklaştığımız oranda dış problemlerimiz küçülecek, uzaklaştıkça artacaktır. Artık, Avrupa sistemi dışında bir ülke muamelesi görmenin sınırındayız. NATO ve Gümrük Birliği gibi ağırlıklı bağlantılarımız sebebiyle fazla üzerimize gelmiyorlar. Ancak Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni üyeliğe almaya kesin kararlıdır. ABD tamamen aynı politikayı izliyor. Bunu Türkiye'ye rağmen değil, Türkiye ile anlaşarak yapmak istiyorlar. Kıbrıs'ta statükoyu sürdürmek siyasetimizin sonu geldi. Zira fazla uzattık. İşi rest çekmeye kadar vardırdık. Ruslar Ermenistan'a, yani yanı başımıza füze yerleştiriyorlar. Doğu ve Güney komşularımızın hâli malûm. Gürcistan'da problem yok. Bulgaristan ve Yunanistan'la ilişkilerimiz düzeliyor. Bu iki komşumuz, Avrupa normlarına uyum sağladıkça daha akıllı davranmaya başladılar. Ermeni ve Kürt meseleleri uzun vadelidir, daha epey bizi meşgul edecektir. Ama şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs kararı öne çıktı. Kıbrıs'ta Türk'ü Avrupa sistemi dışında ikinci sınıf insan, ancak Rumlar'ı çağdaş insan haklarına lâyık gören böyle bir kararın hukuk ve insanlık temellerinden mahrum bulunduğu âşikârdır. Uygulanabilirliği hiç yoktur. Ama başımızın üzerinde yeni bir Demokles kılıcı gibi sallandırılacaktır. Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da nice sorun var ki, ekonomik kriz belâsına uğramış Türkiye, hepsini askıya aldı. Çağdaş uygarlık düzeyi ilkelerini münakaşa konusu yaptığımız, özel şartlarımız olduğunu iddia ederek benimsemekte tereddüt gösterdiğimiz, savsakladıkça savsakladığımız için bütün bunlar başımıza geldi. Çalışarak, üreterek, yatırım yaparak, fikir geliştirerek değil, insan sömürerek, soyarak, hortumlayarak, enflasyona ve ranta ve faize güvenerek para kapıp zenginleşmek sevdasına düştük. Yoksul kaldık.