En büyük dinî bayramımızın ilk gününde okuyucularımın keyfini kaçıracak şeyler yazmak istemem. Toz pembe şeylerden de bahsedemem. Zira vatandaşlarımın yüzde doksan dokuzunun, ekonomik krizin ağır baskıları altında bulunduğunu biliyorum. Haftayı Avrupa Birliği'ne giriş müzakerelerine başlıyabilmek için Ulusal Program'la taahhüt ettiğimiz hususları münakaşa ile geçirdik. Çekiştiğimiz konular bir kaç yıl sonra bize incir çekirdeğini doldurmaz mahiyette görünecektir. Bizden istenen tavizleri, AB'nin bütün üyeleri verdiler. İçine kapanan ve reformlara soğuk bakan bir toplum hâlinden çıkmak aşamasında bulunduğumuz için, çağdaş dünyanın yeni kuralları bize garip geliyor. İsviçre'den 40 yıl önce kadınlarına seçme ve seçilme hakkını tanımak cesaretini gösteren Türkiye'ye doğrusu yenileşmeye karşı bu tereddütler yakışmıyor. AB, çıtayı yükselttikçe yükseltiyor. 20 yıl önce Yunanistan'la beraber hareket edebilseydik, bugünkilerden çok hafif ve kolay şartlarla üye idik. 20 yıl içinde de yeni değişimleri tedricen gerçekleştirecektik. Şimdi çok hızlı davranmaya mecburuz. Aklımızda kavak yelleri eserek yıllar geçirdik, zaman öldürdük. Artık sıçramak durumundayız. Bayram günlerinde iç politika geçici bir durgunluğa girer. Dış politika bayram seyran tanımaz. Başkan Bush, Kore'yi, Japonya'yı, Çin'i ziyaret etti. Pax Americana'nın güzelliklerini, erdemlerini dile getirdi. Paylaşmayı ve dengelemeyi maharetle yapabildiği müddetçe Washington, Dünya politikasını sürdürecektir. Türkiye'nin AB üyeliği için Clinton büyük destek verdi. Bush'un tutumu da aynıdır. Avrupa'nın batısında İngiltere, doğusunda, Türkiye, ABD ile en samimi ilişkilere sahip AB üyeleri olacaklardır. Washington, böyle düşünüyor. Bizim dış politikamıza da uygundur. Bu durumdaki Türkiye'nin, Türk dünyası ile münasebetleri çok kolaylaşacaktır. 1959'dan beri bir türlü AB üyesi olamıyan, kendisini taassup ve statükoya tutsak kılmış bir Türkiye ise, Amerika'ya bağımlı hâle gelecektir. Bayramınız kutlu olsun!