Çok büyük bir sakarlık veya aymazlık yapmadığımız takdirde bu krizi atlatacağımız belli oldu. Krizin bilançosunu sonra yaparız. Asıl bilançoyu daha sonraları tarihçiler çıkartacaklar. Ancak bu defa da sistemi bozmadan, daha açık ifadeyle demokrasiden ve liberalizmden kopmadan, çıtayı kör topal da olsa atlamış bulunmamız, değil uzun, orta vadede bile bizi kurtarmaz. Yeni krizlere açık hâle düşebiliriz. Kaldı ki ekonomik kriz zengin ülkelerde bile çıkabiliyor. Bizim gibi yoksulların vay hâline! Krizin temelinde Devlet Reformu'nu göze alamamamız yatıyor. Ne zamandan beri? En az 200 yıldan beri... Devlet Reformu nedir? Onu da açıklamak durumundayız ki, herkes istediği gibi manalandırmaya kalkışmasın: Devlet Reformu, devletin içerdiği toplumun, yaşanan çağın en ileri düzeyinin şartlarına göre düzenlenmesidir. Dünya şartları sürekli değiştiği için, bu yüksek düzeyi izlemekte ve istikbalin getirebileceklerini öngörmekte başarısız kalan veya bu faktörleri umursamayan yönetimler ve milletler, geride kalır, çağı bir türlü yakalıyamazlar. Binaenaleyh ister ekonomik, ister sosyal, ister politik olsun her türlü krizin temelinde, yönetimin ve iç siyasetin ve bu siyasetin başındakilerin hataları veya yeteneksizlikleri vardır. Beklediğimiz kredinin ita âmiri durumunda bulunan ABD, bu krediyi de yanlış kullandığımız, har vurup harman savurduğumuz takdirde, artık dünya piyasalarında para bulamıyacağımızı bildirdi. Feraset sahipleri, ihtarın incitici sertliğini hissetmişlerdir. Türkiye'yi bu duruma düşürenler utanmalıdırlar. Ve kökende sorumluluk, Devlet Reformu'na inanmayan, akıl erdiremiyen, cesaret ve atılganlıktan mahrum, küçük ve dar kafalılardadır. Bu tipler bugün başlayan haftaya, bu defa da paçayı kurtardık, keyfimize bakalım havasıyle giriyorlar. Günü kurtarmakla öğünecek, yarını düşünmiyeceklerdir bile...