Bir lâle soğanını 1000 altına sattı

A -
A +
Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa'nın çûhedârı Taşovalı Mustafa Ağa, mor fitilli pembemsi-beyaz lâle tohumu elde etti ve soğanını 1000 altına sattı, adını mahbûb-i zamân (devrin sevgilisi) koymuştu Bir lâle soğanını 
1000 altına sattı

Osmanlı Türkü, çiçeğe âşık bir millettir. Bilindiği gibi lâle ve leylâk tohumları 16. asır ortalarında İstanbul'dan Hollanda'ya götürüldü. Oradan bütün Avrupa'ya yayıldı. Hollanda, lâleciliği bir endüstri hâline getirdi. Biz, Lâle Devri'nde (1718-1730) 1.350 çeşit lâle yetiştirmiş bir millettik. Hiçbir devletin tarihinde bir çiçek, bir döneme adını vermemiştir. Zamanla öylesine imparatorluk savunmasına daldık ki, Türk'ü Avrupa kıt'asından kovup geldiği yere göndermek isteyen devletlerle uğraşırken, kültürümüzün nice incelikleri ile uğraşacak vakit bulamadık. Çok ünlü İngiliz bahçe mimarisi, bilindiği gibi, İngilizler'in Hindistan Türk (Timurlu / Bâbürlü) imparatorluğunda gördükleri Türk tarzı bahçe mimarisi örnek alınarak doğdu. Osmanlı'da da bahçe mimarisi ünlü idi. Lâle devrinin ünlü bahçe mimarı Tâib idi. Şair Nedîm onu, Fener Bahçesi'nde hârikalar oluşturduğu için över (Tâib adı, basılı Nedîm dîvânında eski harflerde bir nokta düşerek Nâib şeklinde çıkmıştır). Tabîb (hekim) Mehmed Aşkî, Lâle Devri sonrasında yetişen Lâle meraklıları üzerinde bir eser yazmıştır. Bu kitapta 1.350 çeşit lâlenin ayrı ayrı adı ve 124 lâle uzmanının teker teker ismi, her lâleyi kimin bulduğu kayıtlıdır. Var mı muhteşem Avrupa edebiyatında tek çiçek hakkında böyle bir eser? 18. asrın en büyük lâle mütehassısı Tabak Atâ (*) idi. Lâle Devri sadrâzamı (imparatorluk başbakanı) Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa'nın çûhedârı Taşovalı Mustafa Ağa, mor fitilli pembemsi-beyaz lâle tohumu elde etti ve soğanını 1.000 altına sattı, adını mahbûb-i zamân (devrin sevgilisi) koymuştu. Ahmed Kâmil Efendi, 1753'te lâle üzerine yazdığı eserinde tam 558 lâle meraklısının adını bizlere verir. Padişahlar, sultan denen Türk imparatorluk prenseslerimiz, şeyhulislâmlar, vezirlerden tutun, en mütevazı kişilere kadar lâle meraklılarını biliyoruz. Rüşdî-zâde Remzî Efendi ve Şehremîni Camii hatîbi Ubeydullâh Efendi de çiçekçilik üzerinde iki eserin yazarlarıdır. Ubeydullâh Efendi 1699'da yazdığı Tezkere-i şükûfeciyân (Çiçekçiler Ansiklopedisi) adını verdiği kitabında, 17. asrın en büyük bilgini Kâtib Çelebî'yi de devrinin ünlü çiçek meraklıları ve uzmanları arasında saymıştır. Bu esere göre Kâtib Çelebî, 48 yıllık kısa hayatında, akıl almaz hacimdeki o muazzam eserlerini yazıp on binlerce kitap incelerken, katmer salkımlımavisünbül soğanını elde etmiş, bu Tezkire'den öğreniyoruz. Aynı asrın en büyük bestekârı Itrî'nin hobisinin de meyvecilik olduğunu, Mustafa Bey Armudu'nu elde ettiğini biliyoruz. GÜL'E GELİNCE... Lâleden sonra en fazla gül meraklıları vardı. Zaten gül'ün tahtına hiçbir çiçek oturamamıştır. Orkide bile... Gül klasik şiirimizde en çok geçen çiçek adıdır, bülbül de en çok geçen kuş adı... Sonra karanfil, sünbül, zerrîn, menekşe-benefşe, leylâk gibi çiçeklerin meraklıları geliyor. Bunlar da önemli yekûn tutuyor. Birden fazla çiçekle uğraşan meraklılar da zaten çoğunluktu. 19. asırda çiçek merakımız devam etti. Bu asrın çiçek meraklısı devlet büyükleri arasında şu isimler vardır: Çok zengin bir adam olan Sadrâzam Koca Hüsrev Paşa, Tanzimat sadrâzamlarından Boğaz'da hâlâ duran yalısı ünlü Sadrâzam Kıbrıslı Mehmed Paşa, şair şeyhulislâm Ârif Hikmet Efendi (ki Medîne'de kurduğu kütüphanesi ünlüdür), Mısır hıdîvi (valisi) İsmail Paşa, Sadrâzam Yusuf Kâmil Paşa ve eşi Zeyneb Hanım... Her birinin muhteşem bahçeleri ve pek çok mütehassıs bahçıvanı vardı. Hastalara çiçek giderdi. Bukete deste, zemine konan büyüğüne çelenk denirdi. Bir deste gül... en zarif bir hediye idi. Sevgilisine, nişanlısına, eşine çiçek gönderen âşıklar çoktu. Her çiçeğin manası vardı. Beyaz gül'ün masum, platonik aşk, kırmızı gül'ün ateşli aşk, sarı gül'ün ümitsiz aşk manaları bilinirdi. İlkokul çocuklarından her zaman hocasına, kalfasına çiçek götürenler az değildi. Bugün de çocuklarımız öğretmenlerine çiçek veriyorlar. Esnaf, dükkânlarında çiçek bulunurdu. Evliyâ Çelebî, Manisa dükkânlarında her esnafın her sabah yenilenen çiçekler bulundurduğunu anlatır (velîahd-şehzâdemizin oturduğu ve hükmettiği şehir olması bakımından Manisa'da İstanbul âdetleri yaygındı). Hanımlar ve zarif çelebiler, çiçek takarlardı. Fâtih gibi bir şahsiyet, Barbaros gibi bir adam, ellerinde gül ve karanfil koklarken resimlerini yaptırmışlardır. Bâkî'ye ilk büyük şairlik şöhretini kazandıran kasîdesi sünbül rediflidir. Şiirimiz gül, benefşe radifli gazel'lerden geçilmez. Cenazeye, nikâha çiçek, çelenk, sepet göndermek âdeti ise yenidir. Batı'dan gelmiş gibidir. Lüzumsuz israfa kaçmamak şartıyle güzeldir. Atalarımız, zarîf insanlardı. Zarâfeti ise çok az şey, çiçek kadar güzel sembolleştirebilir. Bugün de çiçeğe, ağaca, yeşile, evcil ve serbest yaşayan hayvana, Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı bütün tabîata, yeni tabiriyle doğa'ya âşık, bu seyyarenin onlarla birlikte yaşamamız için yaratıldığına inananlara şiddetle muhtacız. Zira bir milyar nüfuslu Arz'dan 7 milyara birden geçen İnsanoğlu'nun, atalarının bir kısım öğülmeye değer hasletlerini yitirdiklerini her gün gazetelerde okuyoruz. ......... (*) Eserini 1776'da yazdı. Kitaplar Arasında YAVUZ BÜLENT BÂKİLER, 1944-45 Irkçılık-Turancılık Davası İst. 2010, Türk Edebiyatı Vakfı, 592 s. Büyük epik şairimiz, çok verimli bir müellif, Türkçe'nin gerçek üstadlarından olan Bâkiler, gazetemizin kıdemli köşe yazarlarındandır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve tek parti diktatörlüğünün Türk milliyetçiliğini son zamanlara kadar mahkûm eden ve mensuplarını ikinci sınıf vatandaş sayan yüz karası davasının, zabıtlarını yayınlıyor. Başta Türk milliyetçi akımının Gökalp'ten sonraki en büyük ismi olan Nihal Atsız olmak üzere Fethi Tevetoğlu, İsmet Tümtürk, Zeki Velidi Togan gibi en önemli şahsiyetleri, bu siyasî yargıda hangi sorulara ne cevap vermişler, ibretle okunuyor.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.