Irak sorunu, bütün dünyada medya gündeminin birinci konusudur. Haftalardan, belki aylardan beri böyledir. Bununla beraber bu sütunda bu gün olsun, iç politikadan bahsederek, Amerika-Irak ilişkilerine ara vermemizi, sanıyorum okuyucularımız onaylıyacaklardır. 3 Kasım seçimleri henüz 3 ayını doldurmadı. Seçimlerin 3 Kasım 2002 erken tarihinde yapılması ve AK Parti'nin iktidara gelmesi, sayın Devlet Bahçeli ile Sayın Tansu Çiller'in eseridir. -Belki politika acemisi birkaç yakını dışında- kimseye danışmadan 3 Kasım tarihini ortaya atan Dr. Bahçeli'dir. Koalisyonun diğer iki ortağı, erken seçim istemiyordu. Ancak ana muhalefet lideri Prof. Çiller -siyasî hayatında ikinci defa tastamam aynı büyük hataya düşerek- erken seçimi bir mertlik meselesi sayıp Bahçeli'ye katılınca, artık 3 Kasım, Türkiye'nin kaderi oldu. Belirli mihraklar, 1999 seçimlerinde Sayın Ecevit'i destekledi. Gönüllerinden geçtiği gibi tek başına iktidarını sağlıyamadılarsa da, başbakan yapabilmişlerdi. Geçtiğimiz 3 Kasım'da aynı mihrakların adayı Sayın Baykal'dı. İdeolojik bakıştan kurtulamadıkları, siyasete realist bakamadıkları için, Sağ oyların partiler arasında dağılıp CHP'nin tek başına iktidara geleceğinden âdetâ emîn idiler. Bu psikoloji, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin -bin bir ihtara rağmen düzeltilemiyen seçim sistemimiz dolayısıyle- ezici çoğunluk sağlayıp iktidara yükselmesini hazmedemez (Ecevit'in tabiriyle: içine sindiremez). Genel başkanını başbakan yapmamak teşebbüsleri de akim kalınca, daha 100 gününü doldurmamış ve Cumhuriyet tarihimizin çok ağır dış ve iç sorunlarını kucağında bulmuş AK Parti'ye karşı, sabırsız ve erken olması bakımından mübalağalı dozlara yükselen eleştirilerini esirgemiyorlar. AK Parti, böyle bir atmosferde, soğukkanlılığını kaybetmeksizin, icraatını yapabilmelidir. İktidarın ateşten gömlek olduğunu ve başka bir şey olmadığını ne kadar erken kavrıyabilirse, başarı ihtimalleri o nisbette artacaktır.