KİLİSELER YAKILDI Mısır'da bir Hristiyan kadının ihtidâ ettiği halde kilisede tutulduğu motifi ile kiliseler yakıldı, bir anda ülke iç savaş eşiğine getirildi. BU BİR KOMPLO! Bu devirde böyle bir komplonun dine dayandırılması, günümüzde hâlâ ne vahîm teşebbüslerin planlandığının göstergesidir. Mısır, Hüsnî Mübârek oğlunu yerine hazırlayınca yeter artık! dedi. Müslüman dünyasına musallat tamama yakını hayat boyu ve soyguncu diktatörlerden biri, karşı koyamadı. Listeden silindi (monarşilerde hükümdarlara diktatör denmez, olumsuz bir şahsiyetse müstebit falan denir). Fakat Mısır'da Müslüman-Hristiyan kavgası, fütürolog tarihçilerin bile ihtimal verdikleri bir husus değildi. Çünkü bu iki din Mısır'da tam bir âhenk içinde yaşar. Mısır, her bakımdan Arap âleminin en önemli devletidir. Suûdî Arabistan'ın parasal üstünlüğü Mısır'ın prestijini sarsamaz (84 milyon nüfus, 2 milyon Mısır tab'ası da dış ülkelerde yaşar). 1 milyon kilometre karedir ama yalnız 36.000 km2'sinde insan yaşar. Nil Deltası ile Nil boyu ve bir kaç Nil vâdisi dışında tamamı çöldür (Büyük Sahrâ'nın kuzey-doğusu). Kuzeyde Akdeniz'in güneydoğu kıyılarındadır. Sina yarımadası ile Asya'ya, Filistin'e, Suriye'ye doğru uzanır. Doğusu Kızıldeniz'dir. DİN İLİMLERİNİN MERKEZİ Mısır, Sümer'den hemen sonra yazı'yı keşfederek tarih öncesi dönemden Mîlâd'dan Önce 3000 yılına doğru tarih dönemine girdi (tarih ilmi, yazı'nın keşfi ile başlar). Tarihte ilk kişi adı olarak bildiğimiz Narmer, 1. firavun Menes'in babasıdır. O çağlardan sonraki bütün asırlarda Mısır, sürekli olarak tarihte adı geçen ülke değerini kaybetmedi. Büyük İskender tarafından fethedildi ve İskenderiyye şehri kuruldu. Yunanlılar'ı Roma ve Bizans izledi. 641'de bir Bizans eyaleti iken Amr İbni'l-Âss tarafından fethedilerek İslâm dönemi başladı. Bir Hâmî dili olan Koptça konuşan Mısırlılar, yoğun Arap iskânı ile birlikte, Hristiyanlık'tan İslâm'a ve Arap diline geçtiler. Salâhuddîn Eyyûbî, başkent yaptığı Kahire'de el-Ezher üniversitesini kurarak dinî ilimlerde merkez olmasına çalıştı. Abbâsî halîfeleri, 255 yıl (1261-1516) Kahire'de oturarak bu politikayı sağlamlaştırdılar. Eyyûbîler'i çok parlak dönemler yaşatan Türk Memlûkler izledi (1250-1517). Osmanlılar (Yavuz Sultan Selim), Mısır'ı, resmî adı ed-Dewleti't-Türkiyye (Türk Devleti) olan Memlûkler'den aldı. OSMANLI'NIN 1. EYALETİ Mısır, Osmanlı'nın -İstanbul hariç- protokolde 1. eyaleti olmak durumunu hiç kaybetmedi (1517-1914). Fiilen 1914'te, hukuken Lozan'da Sudan'la beraber Mısır'ı da bıraktık. Ama İngilizler, bu çok önemli ülkede fazla kalamadılar. Süveyş Kanalı'nın açılması, Mısır'ı büsbütün stratejik hâle getirdi. Mısır'ın din ve mezhep yapısına göz atmak gerekir. Yüzde 93 Müslüman, yüzde 7 Hristiyan'dır. Hristiyanlar, çoğunluğu Ortodoks Kopt ve bir miktar Katolik Kopt'tur. Şimdi birkaç bin Mûsevî kaldı. Müslümanlar'ın büyük çoğunluğu Şâfiî'dir. Hanefîler'den ve onu izleyen Mâlikîler'den daha muhafazakâr bir yorum getiren İmam Şâfiî, şehir büyüklüğündeki adını taşıyan semtte medfundur. Kuzey Afrika ve geçmişte Endülüs mezhebi olan daha liberal Mâlikîler azdır (İbnü Haldûn, Mısır'da Mâlikî kaadi'l-kuzâtlığı yapmıştır). En muhafazakâr Sünnî mezhep olan Hanbelîler daha azdır. Şîî mezhep mensupları önemli sayıda değildir. Şâfiîler'den sonra sayı bakımından Hanefîler gelir. Hanefîler'in hepsinin Türk kökeninden indiğini söyleyebilirim. Gerçi Memlûk devrinde Çerkes, Osmanlı döneminde Abaza, Arnavut, Boşnak nüfus da Mısır'a geldi ama, bu kavimlerin hepsi Türk kimliğiyle veya Mısır'da Türk'leşerek (yani ana dillerini unutup Türkçe konuşarak) yönetimde yer almışlardır. ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ UYANDI Mısır'da bilhassa Memlûk (1250-1517) ve onu takiben Osmanlı dönemlerinde Arap asıllılar askerliğe teşvik edilmediler. Osmanlı, Mısır'da tımar sistemi kurmadı ve diğer Arap ülkelerinde yaptığı gibi Araplar'ı askerlikte kullanmadı. 19. asırda Mısır valisi Türk asıllı Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve halefleri Mısır ordusu kurmaya çalıştılar. 93 Savaşı'nda Tuna cephemizde Mısır'dan gelen bir tümen de vardı. Ancak 20.000 civarında askeri olan bu küçük ordunun subayları silme Türk veya Türk'leşmiş Arnavut, Çerkes vs idi. Bu durum Mısır'da Arap milliyetçiliğinin uyanmasının sebeplerinden biridir. Mısır ancak "İslâmî ilimleri en iyi ben bilir, ben öğretirim" atmosferini Müslüman dünyaya yaymıştır. Hılâfet merkezi olan İstanbul'da bile Mısır'dan gelen selefiyye akımı, Mehmed Âkif dahil, bizi etkiledi. Zira Osmanlı ulemâsı, bu zümreden gelen Cevdet Paşa'nın 1. cildinde çok güzel açıkladığı gibi, 18. asırdan itibaren fikir üretemez ve medreselerini düzenleyip çağdaşlaştıramaz hâle gelmişti. DİN KAVGALARI YAŞANMADI Mısır'ın gerçek bir başarısı, Hristiyan Mısırlılar'la kaynaşmasıdır. Hristiyan Mısırlılar da Arap'tır. Fakat dinlerini muhafaza etmişlerdir (Mısır, Hristiyanlığı erken kabûl eden, Avrupa'dan önce benimseyen bir ülkedir). Bu bakımdan 19. ve 20. asırlarda Hristiyan Araplar, yönetime katılmışlardır. Müslümanlar'la ciddi bir anlaşmazlıkları olmamıştır. Birleşmiş Milletler genel sekreteri Butros Galî, Türk düşmanı bir Hristiyan Arap'tı. Her mevki ve makama gelmişlerdir. Bu derecede kaynaşmış, anlaşmış Mısır Müslümanları ile Hristiyanları arasında bugün gerginlik çıkması bu bakımdan hiç beklenmezdi. Hele Hristiyan Araplar'ın katline kadar gidilip kiliselerinin yakılması, ciddi huzursuzluk oluşturdu. Bir Hristiyan kadının ihtidâ ettiği halde kilisede tutulduğu motifi ile iç savaş endişesine kadar giden bir huzursuzluk gerçekleşti. Bu, Osmanlı'yı da 19. asırda yıpratmak için kullanılan bir motiftir ki iç çatışmaya, konsolosların öldürülmesine kadar büyümüştü. Böyle bir komplonun bu devirde Mısır'da sahnelenmesi, dine dayandırılması, günümüzde hâlâ ne vahîm teşebbüsler planlandığının göstergesidir. KİMSENİN AKLINA GELMEDİ Mısır'ın gerçek başarısı iki dinin kaynaşmasıydı. Müslüman-Hristiyan kavgasına fütürolog tarihçiler bile ihtimal vermiyordu. Kitaplar arasında E.Kur.Kd.Alb.Dr.Oğuz KALELİOĞLU, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Gazimagosa Savunması (15 Temmuz-15 Ağustos 1974), 206 s., Ankara 2011. Son yıllarda gerçek askerî tarih üzerinde, tarih metodolojisi kurallarına sıkı riâyet edilip birinci derecede belgeler verilerek kaleme alınmış önemli eserlerden biridir. Oğuz Kalelioğlu, yüzbaşı iken, az bir kuvvetle Magosa'yı savunan, düşmanın eline geçmesini engelleyen, Magosa'ya "Gazi" unvanını kazandıran bir komutandır. Magosa'da heykeli dikildi. "Kadro yetersizliği" motifi ile general yapılmaması, Genel Kurmay Başkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve NATO karargâhında daire başkanlığı yapmış böyle bir kurmayın general yapılmaması, o zaman çok dikkatimi çekmişti. Tarih doktorudur. Şimdi bir Ankara üniversitesinde inkılâp tarihimizi okutuyor. HRİSTİYAN - MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI Demokrasiye geçiş imtihanı veren Mısır'da 8 Mayısta yaşanan Müslüman-Hristiyan çatışmasında 9 kişi ölmüş, 116 kişi de yaralanmıştı. Hristiyan bir kadının ihtidâ ettiği halde kilisede tutulduğu iddiasıyla patlak veren olaylarda her iki taraf silah, molotofkokteyli ve taşlarla birbirine saldırmış ve sonrasında iki kilise ateşe verilmişti.