Bizi almazlar! edebiyatına çok dikkat etmek lâzım. Bizi küçülten bu sloganı kullananlar, halkımızın beynini yıkamak istiyorlar. Bir kısım ise, konuya vukufsuzlukları sebebiyle kolayca kanıyor, papağan gibi tekrarlıyor. Bizi almazlar falcı cümlesindeki biz, Türkiye'dir. Almazlar fiilinin faili ise Avrupa Birliği üyeleri... Ağzımızla kuş tutsak Türkiye'nin üyeliğe kabûl edilmiyeceği, fakat ağzımıza yem torbası tutarcasına, adaylık safhasında elimizdekini avucumuzdakini ceplerine indirip bizi cascavlak ortada bırakacakları iddia olunuyor. Cüretli bir iddiadır. Avrupa ilkelerini pas geçip işimize geldiği gibi alaturka yolumuza devamımız isteniyor. Türkiye, bir Orta Şark devleti hâlinde kalsın, isterse Çin veya Mâçîn ile ittifak arasın deniyor. Türk'ün doğudan batıya 1200 yıllık yürüyüşü, Türkiye'nin 210 yıldan bu yana şuurlu şekilde Batı'ya dönmesi, Avrupa ile entegre olmak istemesi, Atatürk'ün çağdaş uygarlığı en üst millî hedef göstermesi hepsi hepsi pas geçiliyor, değersiz sayılıyor. Yeter ki Avrupa ve ABD işlerimize karışmasın, bilgelikleri kendilerinden menkul bir avuç insan bildiğini okusun. 2000 dolar p.c. gelirle ve takdire sunulabildiği kadar hürriyetle halkımızı gül gibi yönetelim deniyor. Bu iddia sahipleri, millî şuuru tereddüde teşvik ediyor. Zira büyük inkılâplar, kesin irade ile yapılır. Yarım irade kullanageldiğimiz içindir ki, çıtayı atlayıp öbür tarafa geçemedik. Şöyle bitireyim: Avrupa normlarını ve kriterlerini alıp çağdaş uygarlığa geçelim. Sonra istersek birliğe girmemek elimizdedir. Norveç, İsviçre, İzlanda böyle yaptılar. Ama altına imza attığımız metinlerdeki yükümlülüklerimizi yerine getirelim. Kıvırarak ve kıvırtarak Türk'ü küçük düşürmiyelim. Silâhlı kuvvetlerimizin defalarca vurguladığı Avrupa Birliği'ni asker istemiyor diye kulaklara fısıldamıyalım...