Clinton, İstanbul'da sevgiyle karşılandı, zevkle dinlendi. Bütün ABD başkanları içinde Türkiye'ye en dostça davrananıdır. Türkiye'nin önemini kavramıştı. Cumhuriyetçi Reagan, komünist heyûlâsını yerle bir etti, Sovyetler Birliği'ni dağıttı. Demokrat Clinton, Pax Americana ile Dünya barışı şartlarını bütün hâlinde görebilen bir sosyal demokrattı. Dünya barışında başarılı olmaksızın Pax Americana'nın kaba güçle yürütülemeyeceğini biliyordu. Roma, Britanya ve Osmanlı tarihlerini dikkatle okuduğuna eminim. Böyle bir başkana ABD Kongresi sert davrandı. Böyle bir politikacının darısı Türkiye'nin başına... Clinton'ın Filistin sorununu çözmesine ramak kalmıştı. İsrail'i mümkün mertebe baskıya aldı. Ama Arafat kıvırttı. Zira mesleklerini sürdürmek isteyen aşırı örgütlerden ve Doğu Akdeniz'den el çekmek istemeyen İran'dan çekindi. Kimbilir, belki örgüt başı olmaya o derece alışmıştı ki, Doğu Kudüs merkezli muntazam bir Filistin devleti başkanlığını yadırgadı! Sonunda Şaron ortaya çıktı ve Filistinliler pek çok zarar gördü. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki şâhâne ve dost konuşmasını asla unutmadığımız Clinton, İstanbul'da, Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye'nin Amerika ile daha rahat ilişkileri olacağını söyledi. Kopenhag kriterleri ve Kıbrıs sorununda uyum sağlamamızı tavsiye etti. Şükrü Sina Gürel, başbakan yardımcısı sıfatıyla Devlet Bahçeli'nin yanına oturduktan sonra, Kopenhag ölçütleri, Kıbrıs sorunu ve AB konusunda endişemiz kalmamıştır! Başkan Bush'un, Clinton ile aynı görüşte olmaması ihtimali vardır. Avrupa'dan dışlanan Türkiye'nin, Amerika'nın daha kayıtsız şartsız müttefiki olmak durumunda kalacağını düşünebilir.