PKK terörünün gittikçe azıtmasının çeşitli sebepleri olabilir. Son Çukurca baskını, Türkiye'nin Suriye topraklarına girmesinin konuşulduğu günlere rastladı. Türkiye'yi caydırmak için düzenlenen bir İran-Suriye tertibine benziyor. Kandil bombardımanının zorunlu hâle geldiği âşikârdır. Gecikildi bile. Ancak dağ ve taşı mı bombaladığımız, düşmanın üslerine mi eriştiğimiz, hiç değilse ikmal yollarını mı kestiğimiz bilinmiyor. Türkiye topraklarını, dağlarını terörden arındıramadığımız gerçektir. Bunun için profesyonel meslek ordusuna gitmemiz gerekiyordu. Özal zamanından beri konuşuldu, sonuç alınamadı. Avrupa ordularında yapılan radikal reformlardan geride kaldık. PKK terörünü bitiremedik. Avrupa Birliği standartlarını aşan bir Kürt reformu yapamayacağımızı, yapmayacağımızı anlatamadık. AB kriterlerinde reform için de epey geç kaldık. Terör örgütünden emir alanlar azıttıkça azıttılar. Demokratik kazanımları engellediler. Meclis'e bile gelmeyen acayip bir grup oluşturdular. Teröristle pazarlık süreci uzatır, sonu gelmez. Ne verseniz, fazlasını isteyecektir. Bir çizgiyi kazandı mı, durması mümkün değildir. Hemen bir sonraki çizgi için kıyametleri koparır. Dünkü Millî Güvenlik Kurulu'nda birinci gündem Suriye idi. Ancak Çukurca eylemi ve Kandil bombardımanı öne geçti. Karşıtlarımız gündem değiştirmeyi başardı. Suriye konusunda geriye adım atacak değiliz. Geriye adım, Hatay'a, GAP'a kadar dayanır. Baasçılar'ı kendi hallerine bırakan, insanlarını kesip biçmelerini göz ardı eden Türkiye, dış dünyada kazandığı ağırlığı kaybeder. Washington'la paralellik kurmamız da şarttır. Amerika'ya çatarak Türkiye'de terör sona ermez, ilelebet sürüp gider. Kandil Dağı, Irak'tadır. Irak da ABD egemenliğinde, Amerika, Irak'ı boşaltacak falan değildir. Vurucu güçlerini birkaç kara, hava, deniz üssünde toplayacaktır o kadar. Birbirine karşıt grupların vuruşmalarını ise, kayıtsızlıkla seyredecektir.