Cumhuriyet'e geçiş biraz sancılı oldu

A -
A +

REFERANDUM YAPILMADI Cumhuriyet'e geçiş Atatürk'ün isteği ile oldu. Gerçek bir referandum falan yapılmadı. Milletvekillerinin ancak yarısının oylarıyla kabûl edildi. YARISINA ENGEL Vekillerin diğer yarısına oturuma katılmamaları için haber gönderilmesinin dışında Meclis'e gelmemeleri için de evlerinin önüne polis dikildi. EGEMENLİK ZATEN MİLLETİNDİ 1923'te egemenlik Osmanlı Hânedânı'ndan Türk milletine geçmiş falan değildir. Egemenlik zaten Türk milletinde idi. Cumhuriyet, 1923'ten bu yana bizde demokrasi eşanlamlısı kavram olarak kullanıldı. Ancak tarih ve siyasî ilimler terminolojisinde cumhuriyet ve demokrasi, apayrı manada kelimelerdir. Cumhuriyet, Devlet başkanının irsî olmadığını gösteren bir terimdir. Devlet başkanının irsî (hanedan denen aynı aileden) geldiğini gösteren monarşi'nin zıttıdır. Ama ne cumhuriyet, ne monarşi kelimelerinin demokrasi kavramı ile hiç bir ilgisi yoktur. Bir cumhuriyet de, bir monarşi de demokrasi olabilir. Gene bir cumhuriyet de, bir monarşi de totaliter olabilir. Geçen yüzyıllarda böyleydi. Bugün de böyledir. İkinci çok büyük yanlışımız, 1923'te yönetimin Osmanlı Hanedanı'ndan alınıp millete (halka) verildiği iddiasıdır. Bu iddia iki bakımdan yanlıştır: Evvelâ, 1923'te cumhuriyet bir demokrasi değildir ki yönetim millete verilmiş olsun. Bu tecrübeyi biz 1946'dan bu yana yapıyoruz. Epey yol aldık. Avrupa demokrasilerinin çizgisine erişmemize az kaldı. TAÇLI DEMOKRASİ Asıl yanlış, ikincisidir: Yıkılan Osmanlı İmparatorluğu'nda egemenlik Osmanoğulları'nda (Osmanlı Hânedânı'nda) değildi ki, 1923'te halka geçmiş olsun. Zira imparatorluğun rejimi meşrûtiyet idi ki, "taçlı demokrasi" demektir. Bugünkü Belçika, İsveç, Norveç, Danimarka, İspanya gibi ülkelerdeki rejimdir. 1876 Birinci Meşrûtiyeti'nde Kaanûn-ı Esâsî denen anayasa askıya alınmıştı ama, ilga edilmemişti. Seçimlerle oluşan meclisler kapalı idi. 1908'de yeniden seçimler yapıldı. Hükûmetlere güven oyu veren veya güvensizlik oyu ile hükûmetleri düşürebilen millet meclisi (Meclis-i Meb'usân) oluştu. Meşrûtiyet Anayasası'nda halkın padişah dediği hâkan-halîfe'ye verilen pâyeler, semboliktir. Bütün taçlı demokrasilerde, bilhassa bir çok kavmi aynı çatı altında yöneten imparatorluklarda mevcuttur. Taçlı demokrasilerde hükümdar, bir semboldür, temsil eder. Tarafsız ve yönetimle ilgisizdir. Millî bayrağın canlısıdır. Osmanlı'nın belli başlı kuruluşlarının adlarının sonuna Şâhâne ve Hümâyûn gibi hükümdarı işaret eden sıfatlar, İngiltere'de pek çok kuruluş ve kurumun Majesteleri'nin olduğu vurgulaması gibidir. 1908'den sonraki üç padişahın, meselâ 1909-1918 arasındaki halkın Sultan Reşâd dediği resmî adıyla Beşinci Sultan Mehmed Hân'ın fiilî yetkilerinin bugünkü en demokratik Avrupa hükümdarlarından fazla olduğu söylenemez. 20. asır başlarında bulunduğumuz halde böyledir. Binâenaleyh, 1923'te egemenlik Osmanlı Hânedânı'ndan Türk milletine geçmiş falan değildir. Egemenlik zaten Türk milletinde idi. Bu hakkın 1923'ten önce fiilen milletçe kullanılamadığı ise doğrudur. Ancak 1923'ten sonra da lâyıkıyla kullanılmamıştır. Bugün bile eksikleri mevcuttur. YENİ REJİME GEÇİŞ 1923'te sadece irsî olan devlet başkanlığının seçimle olacağı kabûl edildi. Yani cumhuriyet rejimine geçildi. Atatürk böyle istedi. Bir referandum falan yapılmadı. Zaten cumhuriyet, milletvekillerinin ancak yarısının gece meclis oturumuna katılıp müzakeresiz oylanıp kabûl edildi. Diğer yarısına o oturuma katılmamaları için haber gönderildikten başka, gelmemeleri için evlerinin önüne polis dikildi. 1923 meclisi milletvekili sayısının, cumhuriyet için oy verenlerin iki misli olduğu rakamların belâgati ile açıktır. Üstelik bu, İkinci Meclis'tir. Mustafa Kemal Paşa'ya mareşal rütbesi ile gazi unvanını veren, onu reis ve başkomutan seçen Kurtuluş Savaşı'na karar verip kazanan 1. Türkiye Millet Meclisi'nden saltanat ve hilâfetin ilgası falan çıkarılamazdı. Onun için 1 yıl erken seçime götürüldü, 1924'te yapılacak genel seçimler 1923'te yapıldı. Bütün Türk tarihinin en büyük inkılâbı olan monarşinin ilgası için Birinci Cihan Savaşı (1914-18) sonrasında oluşan Avrupa şartları müsait göründü. Zira Avrupa tarihini ve kendi devletlerini -tıpkı Osmanlı gibi- inşa eden en büyük hanedanlar, Rusya'da Romanoflar (Ekim 1917), Almanya'da Hohenzollern ve Avusturya-Macaristan'da Habsburg (Kasım 1918) imparatorluk hanedanları düştü, bu en büyük Avrupa devletlerinde cumhuriyet ilân edildi. Kaldı ki İngiltere, Fransa, ABD gibi Müttefikler denen cihan galipleri, halîfe sıfatını da taşıyan bir Türkiye monarşisinin sona ermesi için müsait zemini hazırladılar. SEMBOLİK SEÇİMLER Devlet başkanının seçimle gelmesi 1950'ye kadar sembolik mahiyettedir. Fiilî durum, Meclis onayından ibarettir. Meclis'e şu veya bu suretle müdahale edilmeksizin seçilen iki cumhurbaşkanı Bayar'la Özal'dır ve devam etmiştir. Bütün bunlar, her milletin geçirdiği tarihî oluşum safhalarıdır. Asla polemik konusu yapılmamalıdır. Hele Atatürk aleyhine kullanılamaz. Zira Atatürk, Türk milletinin büyük çoğunluğu için her zaman millî kahramandır. Elbette hayatında da, sonra da, bugün de, yarın da muhalifleri ve muhâsımları vardır. Hasmı olmayan hiç bir şahsiyet de tarihte yaşamadı. Kaldı ki 1923 Türkiyesi'ne demokrasi getirmenin mümkün olabileceğini iddia eden tarihçi, ehliyetsizlikle suçlanır. 1918-1939 dünyası, bir otoriter rejimler dünyasıdır. Nihayet, bugün bile demokratik reformlarımızı tamamlamış değiliz, unutmayalım. Ama Atatürk 57 yerine (1938), 67 (1948), hele 77 (1958) yıl yaşasa idi, bugün AB üyesi demokratik Büyük Türkiye oluşabilirdi. Atatürk'ü 1938 şartları içinde ölmüş sayan inkılâp yobazları, onun kaç defa dünya değişikliklerine uyum sağladığını bilmiyorlar. MİLLET UYUTULAMAZ Ama cumhuriyet=demokrasi, krallık=mutlakiyet safsataları ile artık milleti uyutamayız. Bir cumhuriyet de, bir monarşi de totaliter, otoriter, oligarşik olabilir. Demokrasi de olabilir. Stalin Rusyası da, Hitler Almanyası da cumhuriyetti. Demokrasi hür seçime dayanan rejimdir. Teşkilâtlanmış, her fikir ve programda, birbirinin zıttı da olabilen partilerin serbestçe seçime girip hilesizce kazanıp kaybettiği rejimdir. Düzmece seçimlerle, dar kalıplara alınmış sistemlere demokrasi denmez. Ancak açıkça demokrasiyi ortadan kaldıracağını veya bir ırka ve dine dayalı yönetim kurup diğer vatandaşları dışarıda bırakacağını ilân eden partiler, seçime giremez. Zira peşinen demokrasiyi kabûl etmemişlerdir. Demokrasi subay ile yargıcın asla politikaya karışmayıp çok saygın durumda bulundukları rejimdir. Anarşiye prim veren gevşek bir rejim de değildir. Vatandaş haklarının, en az muhalefet kadar tamamen hür bir basın ve yayın vasıtasıyla da sağlanabildiği bir düzendir. Tarih gerçeklerini saptırıp halkı kandırmaya uğraşmak yerine, millî irade üzerindeki bütün kısıtlamaları kaldırabilen böyle bir düzenin kurulup lâyıkıyla işlemesi, 21. asır Türkiyesi'nin ideali olmalıdır... OSMANOĞULLARI PASAPORTSUZ SINIR DIŞI EDİLMİŞTİ Osmanoğulları'nın toptan ve bütün varlıklarından mahrum edilerek Türkiye'den çıkarılmaları, günümüze kadar onulmayan büyük bir millî yara oluşturdu (Halîfe birkaç saat, şehzâdeler 24 saat, sultanlar 7 gün içinde kendilerine pasaport da verilmeksizin sınır dışı edildi). Hiçbir Avrupa hanedanına -Rusya hariç- cumhuriyete geçerken böyle bir muamele yapılmadı.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.