Bu derece yükselen bir siyasî tansiyon, olumlu bir gelişme değil. Gerçi geçmişte örnekleri var. Ama örnek vererek sevimsiz hâtıraları canlandırmak istemem. Zaten her devir kendi şartları içinde yaşar. Ordu ve yargı, devletin temel direkleridir. Ordusuz ve yargısız hiçbir devlet olamaz. Ordusu ve yargısı bozuk devletler çöküntüye uğrar. Türkiye en gerçek, en gelenekli devletlerden biridir. Oğuz Han Mete'nin kurduğu ordumuz 2200'lü yıl dönümlerini kutluyor. Ancak devleti ordu ve yargı yönetmez. Böyle devletler varsa da bugün çağ dışı sayılıyor. Demokraside kararlıyız, vazgeçmek imkân ve ihtimalimiz sıfırdır, hiç yoktur. Demokrasinin bir tarifi de şöyledir: Askerin ve yargıcın devlet yönetimine karışmadığı rejim. Bu tarifi kabûl edersek, Türkiye'nin karnesi çok olumsuz çıkar. Maalesef... Askerin ve yargıcın seçimle gelen iktidarlara cephe alması yeni bir şey değil. Çeşitli safhalar geçirmekle beraber 1960'tan beri devam ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, Ergenekon adı takılan Türkiye tarihinin en şümullü davasını oluşturarak, Türk demokrasisini bu şâibeden kurtarmak istedi, istiyor. Öyle kolay iş değildir. Makul bir zamana bağlıdır. Bu zaman, çağdaş uygarlığın tıpkısının aynısı olan Avrupa standartlarının tam uygulanır duruma geleceği müddettir. Zor iştir. Zira askerin ve yargı mensuplarının saygınlığına kesinlikle dikkat etmek gerekiyor. Yargının tarafsızlığı esastır. Taraflı yargı ile maazallah hâlimiz nice olur? Bunun için yargının, parti politikalarının dışında kalması şarttır. Türkiye'de huzurun bulunmadığını, sevgili dostum Fuat Bol, Akdenizli karakterimize bağlıyor. Bu teşhis geçerli olsa bile, sorunun gerçek sebebi Türkiye'nin değişmek istemesidir. Demokrasiye, çağdaşlığa doğru zorunlu bir değişme... Tarihimizde çok örneği var. Fazla dikkat ve büyük özen gerektiren bir açılımdır.