9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, beklenmedik bir zaman ve zeminde seçim dedi. Erken, belki derhal seçimi, çare olarak gösterdi. Siyasetin halktan koptuğunu vurguladı. Sayın Demirel, dünyanın en tecrübeli devlet ve politika adamlarının başında geliyor. Bu kriz ortamında seçim sözü, -muhalefet partileri dışında- başka herhangi bir yerden gelse idi, haber değeri bile taşımazdı. Ama Sayın Demirel söyleyince durum değişiyor. Belki şok etkisinde bir uyarıdır. Ama Demirel felsefesinin ana ilkelerinden biri şudur: Kargaşa ve yetersizlik oluşunca çare seçimdir. Aksi takdirde sigorta atabilir. Henüz politikacı olabilmek aşamasında bulunanlardır ki, Demirel'in çıkışına karşı saygısız değerlendirmelere kalkışırlar. Milliyetçi Hareket Partisi bu üslûptan kaçınmalıdır, buna ihtiyacı yoktur. Şu anda oy potansiyeli en yüksek parti bulunduğunun şuuru ile davranmalıdır. MHP üzerinde çirkinlik sınırlarını zorlıyan ifadeler, bu gerçeğin verdiği kıskançlıktan doğuyor. Rakipleri ve hasımları da MHP'nin gücünün farkındadırlar. Demirel'in kâfi parti var, yenilerine ihtiyaç yok sözü de ikaz edicidir. Türkiye'de Merkez Sağ ve Merkez Sol şeklinde sadece iki büyük ve gelenekli parti oluşabilse idi, bugünki duruma düşmezdik. Anglo-Sakson demokrasisi kuramadık. Latin demokrasisinin kuralları içinde bocalıyoruz. Türkiye, bu hây ve huy içinde mümkün olabilen hızla krizden çıkmak, İMF'den yakasını kurtarmak mecburiyetindedir. Bu arada Avrupa standartlarına ve normlarına erişmek için elinden geleni yapmalıdır. Bağnazlık zamanı değildir. Atılım ve sıçrama gerekiyor. Tek başına yüzde 53 oy alıp Türkiye'nin madde coğrafyasını ikiye üçe katlıyabilmiş bilge kişileri de dinliyelim, ne demek istediklerini anlamaya çalışalım. Demirel veya Özal başta olsa idi, bu ekonomik ve politik krizleri asla yaşamazdık.