Doğru politika izliyebilseydik, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç ve Finlandiya'dan önce, Yunanistan'la aynı zamanda (1981'de) Türkiye, Avrupa Birliği üyesi idi. Üyelik bugünki kadar zor ve karmaşık değildi. Bu akıl almaz beceriksizlik ve yeteneksizliğimizin elbette olumsuz, çok kötü sonuçları olacaktı. Başka ne bekliyorduk? Binaenaleyh şimdi fazla ağlamamalı, şekva ve şikâyet etmemeli, başkalarını suçlamamalıyız. Hatalarımızı görmek, içimize sindirmek ve açıklamak gerekir. Her büyük millet gibi kendimizi eleştirebilmeliyiz. Öğünerek onur kazanılmaz. Bu yıl sonunda Brüksel'de bir kazaya uğradığımız takdirde, Türkiye'de çok şey değişir. Avrupa'nın da zarara uğrayacağı muhakkaktır ama, böylesine azametli zararları bile karşılayacak ve kaldıracak kapasiteye sahiptir. Bu takdirde karşılaşacağımız ekonomik ve politik kayıplar muazzamdır. Üstelik ve bilhassa, bunların yanında, demokrasimiz de kolu kanadı kırılarak gerileyecektir. Zira, Avrupa'dan dışlanmış, yoksul, sürekli Avrupa'yı suçlayan, Washington'a büsbütün bağlı hâle düşmüş bir Türkiye'nin üzerine geleceklerdir. Meselâ Ermeni ve Kürt meselelerini, haysiyetimize dokunur derecelerde azdırabilir, bizi kızdırabilirler. Bambaşka meseleler de çıkartabilirler. Türk kızınca, hasımlarının yanına bırakmaz, ama kendisine de zarar verir. Tarihî gelişme böyledir. Üzerimize gelindiği nisbette, zaten bir yasaklar manzumesi olan sistemimiz, daha katılaşacak, daha kasılacaktır. Hürriyetler kısıtlanacaktır. Herkesten şüphe edilecektir. Daha yoksullaşacak halkımızın yönetimle arası açılacaktır. Velhâsıl üçüncü dünya ülkelerinin tipik ve karakteristik bütün olguları kendini gösterecektir. Dışarımızda böyle bir Türkiye isteyenler vardır. Türk'ün yaman ve amansız düşmanları ve rakipleri bugün de mevcuttur. Hele güçlü bir Türkiye'nin diğer Türk ülkeleriyle sağlam ilişkiler kurması, birçok devletin işine gelmemektedir. Böylesine hasımlarımızın planlarını kolaylaştıracak tuzaklara düşmemek, Ankara'nın asgarî sağduyusuna, soğukkanlılığına ve hızlı davranabilmek kabiliyetine bağlıdır.