Bugün öğleden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni yasama yılını açıyor. Cumhurbaşkanı'nın katılmıyacağı tören ve resepsiyon, epey ilgi toplıyacak. Genel Kurul merakla izlenecek. 3 Kasım seçim gününe kadar tatilin uzatılması için yarın bir önerge verilecek. Önerge kabûl edilirse mesele yok. Reddedilirse, 3 Kasım seçimlerinin ertelenmesinin ilk hamlesi demektir. İç politika karışacak. Bütün bu gelişmeler, demokrasimizin hiç de rayına oturmadığını açığa vuruyor. Bu kadar çok karışılan, müdahale edilen, oynanan bir sistemin, sağlığını yitireceği âşikârdı. Öyle oldu. Yıllardan beri bilinen kusurlar giderilemedi. Şimdi partilerimiz, bu kusurlardan bir kısmını -o da iktidara gelirlerse- çözümliyeceklerini, seçim programlarına koydular. Hepsinin düzeltileceğini cesaretle ve reformculara has irade ile vaad ve ilân eden bir partimiz yok. Çağdaş demokrasi, 15 Avrupa devletinin kabûl ettiği ilkeler manzumesidir ki, Kopenhag kriterleri denen ölçütlerdir. Türkiye Cumhuriyeti çapında bir devletin bu ilkelerin hangilerinden ödünün koptuğunu anlamak mümkün değildir. Avrupa'dan uzaklaştırmak isteyen statükocular, türlü çeşitli bahaneler ileri sürüp akıl satıyorlar. Bu kriterleri, 15 gelişmiş Avrupa Birliği üyesinden başka, 12 aday ülke de kabûl etti. Biz bu 27 Avrupa devletinin dışındayız. Aralık ayında çağdaş uygarlık (muâsır medeniyet) kafilesine katılıp katılamıyacağımız anlaşılacak. Bundan önemli hiçbir meselemiz yoktur. Ekonomi düzelir. Irak savaşı biter. Bu gibi konular bile, tarih perspektifimizde teferruattan ibarettir. Asırlarca liyakatle ve ehliyetle yönettiğimiz, bir arada yaşadığımız eski eyaletlerimizin gerisinde kalmanın manasını, en bağnaz kafalar bile idrak edeceklerdir. Dünya tarihinin en büyük projesini gerçekleştiren 27 devletin toplam akıllarından daha akıllı olduklarını iddia edenlere cevap, Türkiye'nin bugünki hâlidir.