Demokrasilerde siyasî partiler, politika yaptıkları devletin temel ilkelerine uymak durumundadırlar. Aksi takdirde şu veya bu nispette gayri meşru duruma düşerler. Devletle karşı karşıya gelince demokrasi zedelenir. İstikrar bozulur. İstikrar elde edemeyen ülkeler gelişemez, yerlerinde sayar, gerilere kayarlar. Almanya'da nazi, İtalya'da faşist temayüller yasa dışıdır. Komünizm serbesttir ama, İtalya'da son yıllara kadar, meclislerde büyük gruplar kuracak kudrette komünist parti, hiç bir koalisyona alınmadı. İcra dışı bırakıldı. Kendilerine devletin derin sırlarının açıklanması sakıncalı görüldü. Türkiye'de zamanı gelince açık komünist, şeriatçi, monarşist, bölgeci partiler de mümkündür. Mecliste grup kurmaları sakıncalı sayılmaz. Ancak asla icraya katılamaz, bir koalisyonun ortağı olamazlar. Atatürk'le meselesi olmayan her parti meşrudur. Atatürk'le meselesi olup olmadığı, partilerin geçmişine bakılarak anlaşılır. Ancak fikirler gelişir ve gerçekten değişir. Yeter ki gelişim ve değişim samimi olsun, ve uygulamada kendini belli etsin. Türkiye Cumhuriyeti'nde 1) Laiklik saptırılamaz, 2) Bölücülük ve 3) Atatürk düşmanlığı yapılamaz. Bunlardan birine kalkışan siyasî parti, hem kendi başını, hem milletin başını derde sokar, netice alması mümkün değildir. Türk Devleti'nin bu üç ilkesi demokrasiye aykırı değil, demokrasiyi koruyucu ve güçlendirici mahiyettedir. Türk Devleti'nin yüksek menfaatlerine tamamen uygundur. Birtakım sembollerle ve gösterilerle bu üç ilkeden biri veya hepsi şu veya bu şekilde ihlâl edilip Devlet'le zıtlaşılamaz. Devlet kandırılamaz, vatandaşlar biribirine hasım hâle getirilemez. Çok basit anlattım. Gerisi lâf-ü güzâftır. Bu temel ilkelerde Devlet'le zıtlaşmak geri zekalılıktır. Meclis'e girmek yetmez. İktidara gelmek veya iktidarı paylaşmak isteyen siyasî partilerimiz, böyle hatalara düşmiyeceklerdir.