Devlet Bakanı Kemal Derviş'in Ekonomi ile Politika'nın ayrılması ifadesinin yanlış anlaşıldığını sanıyorum. Sayın Bakan'ın söylediği, özelleştirme suretiyle KİT'lerin, bankaların, Devlet'le ilişkilerinin kesilmesi manasındadır. Bu suretle siyasî nüfuz kullanarak yolsuzluk, hortumlama, âtıfet yapılamıyacaktır. Yoksa demokrasilerde iktidar, parti ve hükûmet programlarına göre yürüteceği ekonomi politikasını saptar, tercihlerini yapar. Zaten tercihler, bir yasa olan bütçede kendini gösterir. Vergiler, iktidar ve TBMM tarafından düzenlenir. TBMM iradesi dışında vatandaştan para alınamaz ve alınan para harcanamaz. Başka hiç bir makam, vergi koyamaz. Her parti, ekonomi programını da açıklıyarak halktan oy ister. Halkoyu ile oluşan iktidarların, vergi tayin edip milletten sağladığı meblağları gene milletin yararına harcaması, demokrasinin temeli, hattâ çıkış noktası sayılmıştır. Demokrasinin bu suretle 13. yüzyılda İngiltere'de başladığı öne sürülür. Kralın istediği gibi vergi salması önlenmiş, bu yetki bir meclisin iradesine bırakılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nde Merkez Sağ iktidarlar, inanılması zor derecede devletçi, himayeci, çok koyu sosyalist ekonomi politikaları uyguladılar. Özal, liberal ekonomiye geçti. Kısmen başarılı oldu. Devletçi zihniyet ve yapılanma öylesine güçlüdür ki, bugün dahi liberal ekonomiye dehşetli bir direnme mevcuttur. Hedefimiz, serbest piyasa ekonomisini gerçekleştirmek ve zengin dünyanın bir parçası durumuna yükselmektir. Yoksulluktan kurtulmanın başka çaresinin bulunmadığı artık bütün dünyada anlaşılmıştır. Ülkemizde gelir dağılımındaki korkunç uçurumlar, bu şekilde düzeltilebilir. Sürekli enflasyon, yüksek faiz ve kriz faktörleriyle servetlerini katladıkça katlayan, yatırım yapmayan birkaç bin ailenin tekeli kırılacaktır. Devletin sırtından devleti ve milleti soymak illeti yok edilecektir. Ekonomisinin yarısı kayıtsız nadir ülkelerden biri durumundan çıkabileceğiz. Aksi takdirde çağdaş uygarlık düzeyine yetişmemiz mümkün olmaz. 200 yıldan bu yana sürüp giden bir hayal hâlinde kalır.