Yukarıdaki denklem, Sayın Başbakanımız'a ait. "Evet diyenler ne kadar demokratsa, hayır diyenler o kadar demokrattır" dedi. Şöyle devam etti: "Hepsi demokrasi özlemi içindedir. Yüzde 58 evet diyenlerle yüzde 42 hayır diyenler Türkiye aşkı ve Türkiye sevdası ile oy kullandılar." Çünkü Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin başbakanı değildir, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanıdır. Her türlü oy kullanan veya hiç kullanmayanların başbakanıdır. Hepsinin haklarını ve menfaatlarını savunmakla, geliştirmekle yükümlüdür. AK Parti'nin genel başkanı olması görev ve sorumluluklarını değiştirmez. Demokrasilerde başbakanlar, bir partiye mensup, çok defa o partinin genel başkanı olarak seçilir, yasama meclisinden devleti bütünüyle yönetmek için güven oyu alırlar. Sayın Başbakan, Kürt asıllı Türk vatandaşlarımıza da son sözünü söyledi: "Nerede isterseniz ana dilinizi öğretmek ve öğrenmek için kurslarınızı açabilirsiniz. Ama bizden resmî olarak anadilde eğitim beklemeyin, çünkü Türkiye'nin resmî dili Türkçe'dir" dedi. Mahallî diller için Başbakan'ın çizdiği sınır, Avrupa Birliği sınırlarıdır. Mahallî diller, büyük kültür dilleri gibi seçmeli olarak dahi resmî eğitime giremez. Ancak isteyen üniversiteler her mahallî dil için filoloji, edebiyat birimleri, kürsüleri, enstitüleri açabilirler. Zaten açmaları gerektiği, 21. yüzyıl medenî dünyasının uygulamalarına uygundur. Bu suretle Başbakan, referandum gecesi şahane tarihî İstanbul nutkunda söylediklerini vurguladı. Bu vurgulamaya ihtiyaç vardı. Zira referandum kampanyası görülmemiş yoğunlukta geçti, Türkiye'nin ikiye ve üçe ayrıldığı iddiaları oluştu. Genel seçime kadar Sayın Erdoğan'ın millî birliğimiz için titiz davranmakta taviz vermeyeceği anlaşıldı.