
Bu yazımda Evliyâ Çelebî'nin âilesi hakkında toplanabilen bütün detayı sunacağım. Aşağıda okuyacağınız tafsilât başka bir yerde yoktur. UNESCO'nun doğumunun 400. yılı münasebetiyle faaliyet programına aldığı Çelebîmiz, Fransa'da Strasburg'da AB'nin düzenlediği bir toplantıda "tarihe damga vuran 20 kişiden biri" şeklinde epey abartılı şekilde değerlendirildi. Ama Türkçe'nin gelmiş geçmiş en büyük yazarı ve dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olduğu muhakkaktır.
25 Mart 1611'de İstanbul'da Unkapanı'nda doğduğuna göre 8 ay sonra 400. doğum yıl dönümüdür. Kendisine, babasının dostu İmâm-ı Sultânî (padişah imamı) Evliyâ Mehmed Efendi'nin adı verildi ki sonra Çelebî'mizin hocası olacaktır. Babası Derviş Mehmed Zıllî Ağa, Saray kuyumcubaşısı idi. Kâbe'nin Altın Oluk'u, Sultanahmet Camii kapısı ve iç süslemeleri, onun eseridir. Çok yaşlı olarak öldü. Aile nesebini Çelebîmiz, Hoca Ahmed Yasevî Hazretleri'ne bağlıyor (ölümü Türkistan'da Yesi şehri 1166). Torunlarından biri, Kütahya şehrine gelmiş. Fâtih Sultan Mehmed'in sancak beylerinden Yavuz Er Sinan, Kütahya'dan gelip Fetih'ten sonra İstanbul'a yerleşmiş, Unkapanı'nda Sağrıcılar Camii'ni yaptırmış. Evliyâ'nın 6. kuşak atasıdır.
Evliyâ Çelebî'nin annesi, Sadrâzam Dâmâd Melek Ahmed Paşa'nın halasıdır. Vezirlerden Abaza Mehmed Paşa'nın da halasıdır. Sadrâzam Dâmâd İbşir Mustafa Paşa, bu Mehmed Paşa'nın kızkardeşinin oğludur. Defterdar Mustafa Paşa, Evliyâ'nın -Melek Ahmed Paşa gibi- diğer bir dayısının oğludur. Bu Mustafa Paşa'nın oğlu Defterdâr-zâde Mehmed Paşa'dır. Melek Ahmed Paşa-zâdeler'in nesli günümüzde de devam ediyor. Ketenci Ömer Paşa, Evliyâ Çelebî'nin babasının manevî oğludur. Ömer Paşa'nın oğlu Mahmud Paşa'dır. Mısır beylerbeyi Haydar Ağa-zâde Mehmed Paşa da, Melek Ahmed Paşa'nın bacanağıdır. Bu suretle Evliyâ Çelebî'nin annesinin Abaza (Abhaz) olduğu anlaşılır (detay: Y.Ö., Devletler ve Hânedanlar, 2. ciltte).
Bu bilgilerden, Evliyâ Çelebî'nin yüksek Osmanlı aristokrasisinden olduğu anlaşılır. Hattâ, ilk defa şimdi ben yazıyorum: Çelebî, Dördüncü Sultan Murâd'ın akrabasıdır: Damadının halasının kızının oğludur. 17. asır dünyasının en büyük askeri, asrın büyük hâkanı, üstelik büyük bir bestekâr olan Dördüncü Murâd'ı zaten Çelebî'miz, 10.000 sayfalık eserinde, pek çok yerde, sonsuz bir saygı ve sevgi ile anar.
Evliyâ'mızın erkek ve kız kardeşleri vardır: Mahmûd Ağa, İnal Hâtun ve Evliyâ Çelebî'nin yengesi Kaya Sultân'ın (4. Murâd'ın kızı) nedîmesi olan bir kız daha... İnal Hâtun, vezir Solakoğlu İlyas Paşa'nın eşidir.
GENÇLİĞİ SARAYDA GEÇTİ
"Seyyâh-ı Âlem" (Cihan Gezgini) Evliyâ Mehmed Çelebî, ilkokuldan sonra 7 yıl Unkapanı'nda Şeyhulislâm Hâmid Efendi medresesinde okudu. Burada sınıf arkadaşlarından biri, sonradan Cinci Hoca denen Kazasker Safranbolulu Hüseyn Efendi'dir. Hâfız oldu. Hıfzını tamamlayan delikanlıyı Melek Ahmed Paşa, dâmâdı Dördüncü Murâd'a takdîm etti. Çelebî, Saray akademisi olan Enderûn-i Hümâyûn'a alındı.
Çelebîmiz, Enderûn'da, büyük mutasavvıflardan Ömer Gülşenî'den musiki, Keçi Mehmed Efendi'den nahv (gramer), Evliyâ Mehmed Efendi'den tecvîd (prozodi), dışarıda bir Rum'dan Rumca, oldukça Farsça öğrendi. Arapça'sını sonradan Kahire'deki uzun ikamet yıllarında çok ilerletecektir. Sesi güzeldi. Sohbeti tatlı idi. Sarayda hâfızlık, müezzinlik, hânendelik yaptı. Sultan Murad'dan iltifat gördü. Bu arada at binmesini ve cirit atmasını da öğrendi. 40 yaşına kadar sakal bırakmayacaktır (zaten Enderûn subayları sakal bırakmazlardı).
8 Şubat 1640'ta Cihan Padişahı Dördüncü Sultan Murad öldü. Kardeşi Sultan İbrahim tahta çıktı (Sultan Murâd'ın oğlu yoktur). Evliyâ'nın çağında yaşadığı 6 padişahtan beşincisidir. Seyyahımız 29 yaşında idi. Enderûn'dan ayrıldı. Melek Ahmed Paşa'nın imam ve müezzini oldu.
"SEYÂHAT YÂ RESÛLALLÂH!"
Tarife gelmez bir gezmek, her yeri görmek, ülkeleri, halklarını, âdetlerini tanımak merakıyla yanıyordu. Böylesine bir merakla doğmuştu. "Cân ve gönülden seyâhat ârzûlar, seyâhat aşkıyla ağlar, inler, serserî olurdum" diye yazıyor. 20 Ağustos 1630 gecesi -on dokuz buçuk yaşında idi- rüyasında kendisini Yemiş İskelesi'nde Ahî Çelebî Camii'nde görür. Yüzü şâl ile örtülü Peygamber Efendimiz görünür. Sarı deve tüyünden hırka giymişlerdir. Evliyâ derhal Segâh makamından Salât-ı Ümmiye okumaya başlar. Efendimiz'in ayağına düşüp "şefâat yâ Resûlallâh" diyeceğine, sevinç ve heyecan eseri "seyâhat yâ Resûlallâh" der. Efendimiz tebessüm buyurup "Yâ Rabbi, Evliyâ kuluna şefâati ve seyâhati ve ziyâreti sıhhat ve selâmetle âsân eyle" şeklinde dua eder.
Evliyâ 10 yıl İstanbul ve çevresini gezerek misyonunun temellerini sağlam atar. Zira İstanbul, Pây-taht-ı Cihân'dır. Ne var, ne yoksa görür. İnsanlarının her çeşidini dikkatle inceler. Bunları Enderûn'da iken yapar. Saray-ı Hümâyûn'dan ayrılır ayrılmaz, gerçek gezilerine başlar.
Varlıklı aile çocuğudur. İstanbul'da Unkapanı'nda, Bursa'da İnebey Mahallesinde, Kütahya'da, Bergama'da, sonradan Kahire'de birer evi, Sandıklı'da çiftliği, Bergama'da gayrimenkulleri vardır.
Seyahat edebilmek için ticaret yapmış, mal taşımış, akrabası ve dostu vezirlerin kethudâlık, imamlık, müezzinlik, hânendelik, ulaklık (habercilik), elçilik görevlerini kabûl etmiştir. Halvetî ve Nakşbendî muhibbidir. Bugün Beyoğlu'nda bir mahalle Evliyâ Çelebi adını taşıyor.
İlk fırsatta Evliyâ Çelebî'nin başka cephelerini sunacağım. Zira Evliyâ Çelebî Yılı olarak dünyaca kutlanıyor. Bakalım biz, en büyük yazarımızın 400. yılı için neler yapacağız?