TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (4)
Alparslan Türkeş ve Nihal Atsız Turancılık davası sanıkları olarak Tophane'deki Malul Gaziler Yurdu'nda kurulan mahkemede yargılanıyor. (1944) 20 YIL BOYUNCA ETKİLİ OLDU
Ziya Gökalp'in teklifleri, Atatürk inkılâpları hâline gelince devlet rejimi oldu. Bu suretle 20 yıl Türkiye, açık şekilde milliyetçi bir rejimle yönetildi.
Milliyetçilik bize maalesef geç geldi. Selçuklu öncesi muazzam ve muhteşem bir tarihimiz olduğu bilinmiyordu. Göktürk Yazıtları okunmamıştı. Kutadgu-bilik, Divânü Lugâti't-Türk, hattâ Dîvân-ı Hikmet meçhuldü. İlk ve Orta Çağ Çin kronikleri Batı dillerine tercüme edilmemişti. Oğuz şehirleri kazılarak toprak yüzüne çıkarılmamıştı. Osmanlı da 19. asra girerken, hâlâ bir dudağı yerde bir dudağı gökte idi. Kuzey Afrika ve Balkanlar bizde idi. Ancak, birlikte yaşadığımız azınlıklar millî şuur edinmeye başlayıp bize zarar verince kendimize gelebildik. Türk milliyetçiliği fikir akımı başladı. Panislam (İslâm Birliği) ve Batı medeniyetini reddetmeyen, hattâ onlarla iş birliğine hazır bir cereyandır. Ancak Türk'e karşı çıkanlara karşıdır.
Ziyâ Gökalp'in teklifleri, Atatürk inkılâpları hâline gelince devlet rejimi oldu. Bu suretle 1913-1918+1923-1938=20 yıl Türkiye, açık şekilde milliyetçi bir rejimle yönetildi.
Gökalp 1925'te öldüğü için hem nazariye ve fikirlerini geliştiremedi, hem de hedeflerine nasıl ulaşıldığını izleyemedi. Bu hususta çok ağırlıklı bir faktör daha vardır ki Atatürk'ü tahlil edenler gözden kaçırmışlardır: 1918-1939 Avrupası, demokrasiye hiç müsait değildi, demokrasiyi değil, otoriter rejimleri teşvik ediyor, hattâ totaliter rejimleri alkışlıyordu. Demokrasinin Kuzeybatı Avrupa'ya sığındığını söyleyebilirim. Geri kalan Avrupa, derece derece otoriter ve totaliter rejimlerle yönetiliyordu. Almanya'da Hitler'den Rusya'da Stalin'e bu işi çok kanlı yapan diktatörlere kadar her çeşit "şef" veya "lider", dünyanın en medenî ülkelerinde bile cirit atıyordu. Demokrasi sadece İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, İsveç, Danimarka, Norveç'te tutunabildi, bu ülkelerde bile daha otoriter yönetim isteyenler bulunuyordu. Ve üstüne üstlük tam bir sömürgeler dünyası idi. Yeryüzünde bağımsız yalnız 8 Müslüman devlet vardı: Türkiye, Arnavutluk, İran, Afganistan, S.Arabistan, Yemen, Mısır, Irak (son ikisi tam bağımsız bile değildi). İrkildiniz değil mi?
DEMOKRASİSİZ BİR DÜNYA
Böyle bir dünyada Atatürk'ten demokrasi istemek abartılı ve romantik bir arzudan öteye geçemez. Ancak Atatürk'ün böyle bir hevesi vardı: "Biz öyle bir yönetim, öyle bir rejim istiyoruz ki, bu ülkede, padişahlığa yandaş olanlar bile bir parti kurabilsinler" demiştir (genel sekreteri Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hâtıralar, Yapı ve Kredi Bankası yayınları, 1973, s.58-9). Bu suretle Osmanoğulları'nın taçlı demokrasisine kapıyı aralamıştır.
İnanır mısınız, böyle bir şey 1930'lar dünyasında mümkün değildi. En koyu monarşist devlet ve bu devirde cihan devleti olan İngiltere karşı çıkardı. Aynı şekilde Cihan Savaşı'nın (1914-1918) diğer galipleri, bilhassa Birleşik Amerika ile Fransa, ve tabii bu arada Rusya, Almanya ve Avusturya imparatorluk hânedanlarının dönmesine dikkat kesilmişlerdi. Macaristan İsmen krallığını zorlukla muhafaza ediyordu ama bir Habsbug'un Budapeşte tahtına oturmasına izin vermediler, Amiral Horthy ancak kral nâibi olarak Macaristan'ı yönetti (1920-1944).
Atsız akımı canlı tuttu
Ziyâ Gökalp Bey'in Türkçülük dediği ve Gökalp gibi Diyarbakırlı yani Kürt asıllı olan büyük Türk milliyetçilerinden Süleyman Nazîf Bey'in bu isimlendirme ile dalga geçtiği Türk milliyetçiliğinin, yanlış, maksatlı, hattâ vahîm şekilde Osmanlı'yı tecrîd ederek sunması, tarih gerçeklerine dayanmıyordu. Üstelik 1938'de iktidara gelen gene Bitlis'in ünlü Kürümoğulları ailesinden İnönü tarafından beğenilmediği için, önemli şekilde geriledi. Ki akabinde milliyetçi akımın Gökalp'ten sonraki ikinci büyük lideri Nihal Atsız, daha Atatürk'ün hayatında ortaya çıktı. Ve Türkçü akımı canlı tuttu.
Atsız, 20. asrın en büyük tarihçisi ve kendisi de Gökalp yetiştirmesi olan Fuat Köprülü'nün üniversitede asistanı idi. Köprülü'nün onu asistanlıktan, binaenaleyh üniversiteden uzaklaştırması, milliyetçi fikrin devlet tarafından benimsenmediği şeklinde algılandığı için, çok zararlı oldu. Dr. Fethi Tevetoğlu ve Alparslan Türkeş gibi -ikisi de asker kökenli- büyük milliyetçiler Atsız'ı izleyerek bu akıma katıldılar. Atsız olmasa idi ikisi de bambaşka mecralarda ilerleyeceklerdi. SON BÖLÜMÜ ÖNÜMÜZDEKİ CUMARTESİNE...