Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün ziyareti, Hindistan'ın ihtişamına uygun üslûpta gerçekleşti. Hindistan'ın ihtişamı, 3 büyük medeniyetin üst üste gelip mükemmele yakın bir kompozisyona erişmesinden kaynaklanır: Orijinal Hindû medeniyeti+Müslüman Türk medeniyeti+19. asır İngiliz medeniyeti. Bu terkîbe, Hindistan'ın demokrasiyi özümsemekteki inanılmaza yakın yeteneğini eklemek gerekir. Böyle bir ülke, olağanüstü egzotik bitki örtüsü üzerinde ve içindedir. Hindistan'la sıkı ekonomik, ticarî, kültürel ilişkilere girmemiz, Türk devletlerinden sonra en yakın dostumuz Pakistan'la münasebetlerimize halel getirmez. Hatta fayda sağlayabilir. Belki müzmin Keşmir meselesinde arabuluculuk bile ederiz. Biz Türkler, Kuşan (Mîlâdî 3-176) ve Akhun (496-567) hanedanlarımızla daha Hazret-i İsa'nın zamanında Hindistan'da egemenlik kurduk. Ama asıl egemenliğimiz, Oğuzlar'ın -Osmanoğulları gibi- Kayı boyundan Seviktegin ve bilhassa oğlu Gazneli Sultan Mahmûd'un Hayber'i geçerek Afganistan'dan Hindistan'a girmeleri ile başlar. Böylece Müslüman (Sünnî-Hanefî-Mâtürîdî) Türk egemenliği -dile kolay- 857 yıldır (1001-1858). Büyük cihangir Sultan Mahmûd, Bengal Körfezi'ne ulaşıp Hind Okyanusu sahillerini biz Türklere açmıştır. Sonra Halaç hanedanından Alâeddin Muhammed, tarihte ilk defa olarak Hindistan kıt'asını tek devlet hâlinde birleştirdi. Pakistan ve Bangladeş'in temellerini Sultan Mahmûd atmıştır. Bugün bu coğrafyada yaşayan yarım milyar insanın Müslüman olması da onun eseridir. Biz Türkler, tarihin akışını işte böyle değiştirebilen bir milletiz. Hindistan'da Türk hanedanlarının sonuncusu Timuroğulları'dır: 1526-1858. Timur'un 5. kuşak torunu Bâbür Şâh, Gazneli Mahmûd gibi, Kâbil'den gelir, Hayber'den geçer, Delhi ve Agra imparatorluk tahtlarına oturur. Tarihin en haşmetlü devletlerinden birini başlatır. Türkler, bin yıl içinde bu muazzam coğrafyayı üstün mimari şâheserlerle donatıp damgaladılar. Cumhurbaşkanımızın, muhteşem türbesini ziyaret ettiği -babası gibi Türkçe'de şair- Hümâyûn Şâh, Bâbür Şâh'ın oğlu ve halefidir. Agra'da Tâc-Mahal'de yatan Şâh-ı Cihân da Hümâyûn'un torununun oğlu. Bugün böylesine bir tarihe sahip bulunmanın şuûrunda mıyız?