Huzur, insan hayatında olduğu gibi milletlerin yaşayışında da birinci derecede ağırlıklı faktördür. Huzursuzluk -maazallah- her türlü olumsuzluğun kaynağıdır. Allah kimseye, hiçbir millete huzurumuz kaçtı dedirtmesin. Bazı sektörlerde huzur aramak, fuzulidir. Sektörün karakteri gereği mümkün değildir. Zira biribirinin gelişmesinden ve sürprizlerinden oluşan olayların arkası gelmez. Politikayı, politika alanını, politikacıyı tarif ettiğim anlaşılmıştır. Medya mensupları, bilhassa meslekleri haber yorumunu kendi birikimlerini ölçü alarak kaleme alan siyaset yazarları için de böyledir. Onlar da ister istemez boğazlarına kadar politikaya batmışlardır. Bazı meslekler ise huzursuzluk götürmez. O mesleklere huzursuzluk bulaşması tehlikelidir, apaçık tehlikeler meydana getirir. İnsan, toplum, millet hayatını kötü etkiler. Devlet yönetiminde ve millet hizmetinde iki sınıf vardır ki, huzursuzluk belirtileri göstermeleri sakıncalıdır. Zira zarar verir, görevlerini aksatır. Hangi iki sınıf? Yargı ve asker sınıfları... Huzursuz yargıç, savcı, avukat, silâhlı kuvvetler mensubu olanlar görevlerini aksatırlarsa, insan hakları, insan hayatı, tehlikeye girer. Uzak, yakın, çağdaş tarihte pek çok ve pek çarpıcı misalleri vardır. Yargı ve silâhlı kuvvetler, medyatik, medya malzemesi olmamalıdır. Görevlerinin konuları ve özellikleri bakımından, daha çok olumsuz gelişmelerde medyaya geçerler. Birinci sayfa, ilk haber konusu yapılmaları anormal durumlara bağlıdır. Birinci sayfadan, manşetten, TV ve radyo haberlerinden düşmüyorlarsa, ülke kaynıyor demektir. Vatandaşta huzursuzluk ve endişe hâkimdir. Bu atmosferi hızla dağıtmak, körüklemekten kaçınmak, en doğru yoldur. Huzurlu günler geçirmek, huzur içinde, endişesiz yaşamak idealdir. Olanca müesseseleri ile devletler, bunun için vardır. Siyasî partiler zaten bu misyon için kurulmuştur. Vatandaşın huzurunu bozanlar, oy alamazlar. Nice huzur içinde haftalara...