İkinci uyum paketi de Yüce Meclis'ten çıkmak üzeredir. Zaten Türkiye Cumhuriyeti, hattâ son dönem İmparatorluk Türkiyesi, Avrupa'dan alınan yasalarla yönetildi. Ancak bizde yürürlükte kalan pek çok kanun çağdaş Avrupa hukukunda önemli değişikliklere uğradı. Daha önemlisi, 15 AB üyesi, hukuk sistemlerini birleştirdiler. Birliğe aday ülkeler ise, geniş ölçüde sisteme adapte oldular. Türkiye geç kaldı. Belirli maddelere takılıp kaldık. Aslında bizim geçişimiz, Doğu Avrupa'nın totaliter cumhuriyetlerinden çok daha kolay olmalıydı. Olacaktı da. Ancak Türkiye, 1980'den önce komünist bir iç taarruza uğradı. 1980'den sonra bölücü bir iç taarruz başladı. Her ikisinin de dış kaynaklı ve destekli bulunması, kapalı bir savaş geçirmemizi gerekli kıldı. Devlet, kişi haklarına soğuk baktı. Devleti, çağdaş demokratik sistem içinde daha sağlıklı savunabilir hâle getirmek hünerini gösteremedik. Yepyeni, kısa, kişi haklarını öne çıkaran bir anayasa yapamadık. Avrupa Birliği üyeliğinin, hattâ sadece Avrupa kriterlerine tam uyum sağlayıp Avrupa hukuku içinde yer almamızın, Cumhuriyet hariç, tarihimizin en radikal reformu olduğunu (olacağını) elbette biliyoruz. Sancılarını tabii karşılıyoruz. Ancak geç kalmaktan korkuyoruz. Milletin geleceği için duyulan kutsal bir korkudur. Statüko tutkusu ile yaşıyamıyacağımız kesindir. Statüko sevdasının bize nelere mâl olduğunu unutmuyoruz. Çağdaş uygarlık düzeyine geçmekte geciktiğimizden, epey geciktiğimizden, en küçük şüphemiz yoktur. Yarınki MGK toplantısında, aslında çözümleri hiç de çetrefil olmıyan birkaç tereddütlü konunun karara bağlanacağını ümid ediyoruz.