Bir yıla yaklaşan ekonomik krizden IMF'nin yarı yarıya sorumlu bulunduğu muhakkaktır. Sorumluluğun diğer yarısı vizyonsuz hükûmetimizde, yeteneksiz bürokratlarımızda, gaddar rantiyelerimizdedir. Dolar (döviz), asla birkaç aydan fazla bir müddet sâbit tutulamazdı. Birinci IMF Programı, bu kesin kuralın aksine davrandı. Enflasyonu bir vakit önce düşürmek için bizim işimize de geldi. Ama Türkiye, ekonominin sert duvarına çarptı. Bu ne biçim IMF'dir ki, Türkiye için İkinci Program, Birinci Program'ın zıddı kaidelerle düzenlendi. Zımnen, ilk programın yanlış olduğu açıklandı. Ama 2.500 dolarlık bir ülke kimi kime şikâyet edebilir? Doların gerçek değerinin altında tutularak enflasyonun düşürülemiyeceğini, başımızı belâya sokacağımızı, ekonomimizi tehlikeye atacağımızı, rantçılara daha fazla fırsat vereceğimizi kestiremedik. Halbuki çok âşikârdır. Bir nebze önünü görebilenler gerekiyordu. Enflasyon, bütçede tasarrufla, bütün gösteriş harcamalarını kısmakla, memur sayısını azaltıp -bütün dünyada olduğu gibi- memura işçinin üzerinde maaş vermekle, tam bir özelleştirmeyle, KİT'leri devletin ve milletin başından atmakla, yani KİT'ler oluşturmamakla, düşürülebilir. En katı sosyalist, hattâ komünist devletçilik rejiminden tam bir serbest ekonomiye geçmek lâzımdır. Dış sermaye için bütün komik engelleri ortadan kaldırmak gerekir. Yeraltı ekonomisini yeryüzüne çıkarıp vergilendirmek, faiz ve repo şampiyonlarının canına okumak şarttır. Hâsılı köhne Şark devleti olmaktan çıkmamız, modern, çağdaş, demokrat, bir yerlere takılmaksızın tıkır tıkır işleyen bir sisteme geçmek icab eder. Başbakanın tabiriyle siyasal içerikli tütün vetosu ile girdiğimiz bu haftanın içinden, Telekom'u düzenleyip IMF krizini çözmekle çıkmalıyız. Ve artık popülist para dağıtımlarından, detaylı niyet mektupları vermekten vazgeçelim. Reform yasalarını cesaretle sürdürelim. Bir vakit evvel IMF'ye muhtaç durumdan kurtulalım.