Geçtiğimiz haftanın sonunda iki önemli misafir kabûl edip uğurladık. Fransa Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine (Über Vedrin), medyaya çok da yansımayan ricalarda bulundu. İstediği cevapları alabildiğini sanmıyorum. Neyse İsmail Cem'le beraber bir yattan denize girdi, serinliyerek ülkesine döndü. İkinci misafirimiz, ilki derecesinde önemli değildi. Ama bizim için çok ağırlıklı idi. Bütün dikkatlerin üzerinde toplandığı bu zat, IMF 1. Başkan Yardımcısı Stanley Fischer (Stenli Fişır) idi. Aslen iktisat profesörü bir bankacı (soyadı Alman asıllı olduğunu gösteriyor.) Evvelki yıllarda da Türkiye'ye gelmişti. Ankara'da ve İstanbul'da ağzından çıkan her kelime değerlendirildi. IMF'nin ikinci adamı Fischer, Amerika'ya dönünce hemen emekliliğini isteyecek. Dostu Kemal Derviş gibi... Ancak Fischer'in politikaya girmesi bahis konusu değil. Fischer'in bize göre en mühim sözü Türkiye Avrupa'nın bir parçasıdır. Asya'ya uzanır. Orta Doğu'nun üst tarafındadır veciz teşhisidir. Pek çok insanımız, bu Türkiye tarifinin manasına henüz akıl erdirebilmiş değildir. Fischer'in Dr. Devlet Bahçeli ile mülâkatı şahane geçti. Başbakan 1. Yardımcımız, halkımızı rahatlattı, fazlasıyle ürkek piyasamızı yatıştırdı. Çok memnun kalan Prof. Dr. Fischer, Bahçeli'yi Amerika'ya davet etti. Devlet Bahçeli'nin ilk fırsatta Amerika'yı ziyareti gerekiyor (bu fikrimizin Fischer'in davetiyle ilgisi yok.) Daha 17 ay IMF ile baş başa yaşıyacağız. Anlaşmamız 2002 yılı sonunda bitiyor. O zamana kadar mutabık kalınan program uygulanacak. AB normları paralelinde yapacağımız reformlar nisbetinde işimiz kolaylaşacak. Aksi takdirde, yokuşa sürülmekte devam edeceğiz ama bu milletin artık yokuş çıkacak hâli kalmadı gibi... Türkiye, asrın en sıcak yazlarından birini yaşıyor. Parmaklarım, tuşlara zor basıyor. İnşallah letafetli, serin bir sonbahar bekliyoruz