Saddam, Birleşmiş Milletler'in sınırsız silâh kontrolünü kabûl ederse Washington, Irak'la savaşmak fikrinden vazgeçecek. Dahası var: Bir müddet sonra BM, Irak ambargosunu kaldıracak. Ama Saddam'ın gözü hâlâ çöplüktedir. Kuveyt yağmasının tadı damağında kalmıştır. Panarab projelerinden vazgeçmemiştir. Kendisinden sonra oğlu bu projeleri yürütecektir. Baas ideolojisi, Körfez monarşilerine istikbal tanımıyor. Baas ilkeleriyle yönetilen Arap ırkçısı ve sosyalist Irak ve Suriye'de diktatör ölünce, yerine oğlu geçiyor. Bu yönetimde demokrasinin D'si bile mümkün değil. Demokrasi ile yönetilen ABD, İngiltere ve Türkiye gibi devletler, Baas'a göre, geçmişte Araplar'a çok kötülük yapmışlardır ve bugün de niyetleri hâlisâne değildir! Asker kökenli diktatörlerin ölünce yerlerini oğullarına bıraktıklarına göre, o halde Körfez monarşilerinden ne istiyorlar? Efendim, petrollerini, servetlerini, saraylarını, refahlarını istiyorlar. Bunları, Arap'lığın bölüşülmesi gereken ortak nimetleri sayıyorlar. Bugünki devletler Baas'a göre 1919'da emperyalistlerin oluşturdukları yapay varlıklardır (parantez arası ekliyelim: Osmanlı Türkiyesi Birinci Cihan Savaşı'na girmese idi, 1950'ye doğru tek bir Arap devleti hâlinde Arap eyaletlerine bağımsızlık tanıyacaktı.) Tabii ABD, bu fikirlere hiç katılmıyor. Katılan devlet de yok gibi. Türkiye ve İran gibi bölgenin güçlü devletleri keza haklı olarak Baas ideolojisine soğuk ne kelime, buz gibi bakıyorlar. Zira bu ideoloji, Arap olmıyanları hiç sevmiyor. Üstelik Türkiye ve İran topraklarından talepleri bulunduğunu saklamıyor, böyle resmî haritalar bile çiziyor. Saddam, BM'in istediği çapta bir silâh kontrolünü kabûl etmiyeceğine göre, Amerika'nın açacağı savaşta Bağdad'ta Baas rejimi sona erecek. Hâşimî monarşisinin avdeti bile Washington'ın yedek planlarından biridir. Suriye'de ise Baas rejimi liberalleşecektir, zaten başladı. Savaştan sonra Irak sınırları aynen kalacaktır. Güneyde Şii Arap devleti kabîlinden fantezilerin geçerliliği yoktur. Iraklılık şuuru oluşmuştur. Ancak kuzeyde, Bağdad'a bağlı bir Kürt otonomisi ortaya çıkacaktır, zaten mevcuttur. Münakaşa, Kürt bölgesine ne kadar otonomi verileceği üzerinde yapılacaktır. Ankara, Türkmenler'in haklarını savunacak ve zararlarının telâfisini istiyecektir. Bugün için görülebilenlerin özeti bu şekildedir. En azından bizim görüşümüz böyledir.