İsrail-Filistin

A -
A +

Önümüzdeki günlerde Filistin meselesi ve İsrail tekrar dünyanın gündemine girecek. Zaten hiçbir zaman gündemden fazla düşmeyen bir konudur. Fazla zayiat verip verdirdiğimiz Filistin cephesinden 1918 sonbaharında çekilmiştik. Ülke İngiltere'ye kaldı. O tarihten bu yana rahat yüzü görmedi. Türk yönetiminin ve sağladığı asayiş ve eşitliğin mahareti hâlâ masalımsı, destanımsı üslupla övülerek anlatılıyor. İsrail devleti oluşunca, sınırları ile yetinmedi. Arapları kaçırarak kendisine yer kazanmak politikası bugün de olanca dehşetiyle devam ediyor. Hedefin bütün Filistin'i ele geçirmek olduğu âşikârdır. Arada dış zorlamalarla barış masasına oturulup sonuç almadan dağılan Arap-İsrail görüşmeleri, Batı'nın aracılığı ile gerçekleşmiştir. Orta Doğu politikasını ve dengelerini radikal şekilde etkileyen bu büyük anlaşmazlığın çözümü için ABD teşebbüsleri başta gelir. ABD'nin yapısı bakımından Washington'ın tarafsızlığı zordur. Buna rağmen Başkan Clinton, sorunu en kararlı biçimde ele aldı. Kudüs meselesinde ipler koptu. Zira Filistin lideri Yâser Arafat, Kudüs'te taviz verdiği için kendi örgütü tarafından öldürülmekten korktu, yan çizdi. Amerika, Mısır ve Ürdün'le çoktan anlaşmıştır. İsrail'in koruyucusu sıfatıyla İslâm âleminde uyandırdığı -kolayca husûmete dönüşebilen- tepkiyi elbette ortadan kaldırmak istiyor. Ama bugün sorun, Clinton'ın bıraktığı noktadan çok daha derinleşmiştir. Buna rağmen Başkan Obama, Amerikalı olmayan bir Müslüman babanın oğlu sıfatına da güvenerek, tekrar öne çıktı. Filistinliler ve İsrail başbakanı Netanyahu masaya oturmayı kabul etti. Ama Gazze'yi yöneten Hamas örgütü, Filistinlileri ihanetle suçladı. Üstelik Avrupa Birliği de müzakerelere katılmayacağını bildirdi. Zaten İsrail, Kudüs şehrinin -Harem-i Şerif'i de içeren- Arap kesimini yutmak politikasını sürdürüyor. Türkiye bir vakitler İsrail'in varlığını, Irak-Suriye'deki azılı Türk düşmanı Baas rejimine karşı güvence sayıyordu (bu husus telaffuz edilmemiştir). Şimdi elhamdülillah Irak'ta Saddam kalmadı, Suriye ile de içtiğimiz su ayrı gitmiyor. Nehirlerimizi istemekten vaz mı geçtiler dersiniz? Sovyet Rusya'nın Irak-Suriye'yi himaye faktörü çoktan ortadan kalktı. İsrail dengesine ihtiyacımız kalmadı. Bu değişimi belki İsrail de kale alır. Ama ben, hiç ümitli değilim.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.