Yüksek medrese öğrencisi "softa"lar zamanla işsiz kalınca Celâlîlik denen eşkıya eylemlerine katıldılar. Bu eylemler, Batı ve Orta Anadolu'da hem anarşiye yol açtı, hem de ilim hayatına büyük zarar verdi
Enderun'da yüksek eğitim.
Osmanlı'da yüksek medrese öğrencisine "softa" denir. Özel kıyafet ve sarık taşırlar. 16. asrın son yıllarından başlayarak medrese düzeni bozuldu. Softa disiplini sarsıldı. 17. asrın ilk yarısında softalar, geniş ölçüde Anadolu'daki Celâlîlik denen eşkıya eylemlerine katıldılar. Niçin?
Klasik Osmanlı düzeninde (yani 19. asırdan önce) okul, devletçe değil, hayır sahiplerince yapılır. Ama hocaları Devlet'çe atanır. Medresesine kendi adını verebilen hayır sahibi, hocasını tayin edemez (bugün de öyle). Pek çok hayır sahibi, fetihler asrı olan 16. yüzyılın refahı içinde çok medrese kurdu, bunlara zengin vakıflar bağışladı. Çok öğrenci birikti (öğrenciler yer içer yatar ayrıca harçlık alırlardı). Yüksek dereceli medreseyi bitirip rüûs denen diplomayı almayanın, kadı (yargıç) müderris (profesör) hattâ nahiye müdürü (nâib) ve belde belediye başkanı olması mümkün değildi. Bu kadrolar zamanla doldu. Zaten 17. asırda nüfus patlaması oldu.
Orta dereceli medreselerden çıkanlar gerçi ilkokul (mahalle mektebi, yahut sadece mekteb deniyordu) hocası, mescid imamı olabiliyorlardı. Ama bu görevler de doldu. Esnaflığa gelince çıraklıktan başlayan, lonca'ya kayıtlı ve tercihen esnaf çocuğu olan görünüşte serbest, fakat sıkı kayıtlar altına alınmış, otokontrol sistemiyle işleyen mesleklerdi. Parası olan dükkân açıp esnaflık yapamazdı.
Subaylık, generallik, valilik gibi en ayrıcalıklı görevler ise tercihen Saray'ın Enderûn-i Hümâyûn denen akademisinden mezun olanlara veriliyordu. Anadolu'da tepki başladı. Sosyal çalkantılar oldu. Gerçi eyleme dönüşen bu harekette az çok Anadolu Anadolulularındır fikrini görmek mümkündür. Fakat Devlet'e baş kaldırıldı. Düzen bozuldu. Çok kan aktı.
SOFTALAR VE CELÂLÎLİK
Devlet görevi almaktan ümit kesen softalar, medresenin zor olan yüksek sınıflarına da katlanamadılar. Gittikçe Anadolu'ya çıkıp celâlî denen teşkilatlı çetelere katıldılar. Köyler, softalarla doldu. Vaaz veriyor, ders öğretiyorlardı. Buna cerr'e çıkmak denirdi ki eskiden beri derslerin kesildiği yaz aylarında yüksek medrese öğrencilerinin köye gitmeleri kabûl edilmiş bir âdetti. Köylü softanın yiyecek, yatacağını sağlıyor, bazen hayvan ve para da veriyordu. Zamanla, beş on yıl medresede okuyup başarı ve sabır gösteremeyenler, talebe-i ulûm'luktan çıkarak, beşi onu bir araya gelip gözlerine kestirdikleri köye dalmaya başladılar.
Zorla köy kızları ile evlenmek isteyenler, birbirlerinin nikâhını kıyanlar, para isteyenler, hayvan götürenler çoğaldı. Cana kıyanlar görüldü. Köylü beş on medresede okumuş, şehir ve kasaba hayatı yaşamış bu gençleri benimsemeye, kız vermeye hazırdı. Fakat onlar, imarette bedava yemeye alışmışlardı. Çiftçilik etmeye yanaşmıyor, köy hocalığını bile küçük görüyorlardı. Şikâyetler İstanbul'u rahatsız etmeye başladı.
Dîvân-ı Hümâyûn (imparatorluk hükûmeti), böyle softalar hakkında Anadolu'da yöneticilere gönderdiği ilk emirlerinde, bunlara öğrenci muamelesi yapılmasını, sert cezalara gidilmemesini bildirdi. İş çığırından çıkınca, Dîvân'ın emir ve tedbirleri sertleşmeye başladı. Zira birçok softa Celâlî çetelerine girdi. Köy ve kasaba basmak eylemlerine katıldı.
Düzeni, sosyal tedbirler almaktan çok askerî güçle sağlamak isteyen bazı padişah ve sadrâzamlar, Anadolu'da çok kan döktüler. Celâlîlik'le yakından uzaktan ilişiği olanların canlarını kurtaramadıkları görüldü. Tabii Dördüncü Sultan Murad, Köprülü Mehmed Paşa ve bunlardan önce Kuyucu Murad Paşa gibi kişilerin, sorunun sosyal cephesini kavrayamadıkları iddia edilemez. Ama sebep ne olursa olsun köylünün can, mal ve ırzı ile oynanmasına müsamaha mümkün değildi. Celâlîlik kasabalara, oradan şehirlere sıçramıştı. İstanbul'da Devlet adamları arasında taraftarları bile vardı. Celâlîler yakalanıp Rumeli'de düşman karşısında savaşmaya gönderildi. İçlerinde bazılarına subay, hattâ general rütbesi verildi.
Ama Celâlîler başıboş serseri hayatına alışmışlardı. Disiplinden nefret ediyor, asker olmak istemiyorlardı. Çoğu muharebe meydanında, bir kısmı şeref meydanına bile gelmeden kaçtı. Eşkıyalıkta içkiye de alışmışlardı. Osmanlı ordusunda ise içki içmek ağır suçtu.
Şehirler sıkı disiplin altına alınmış bulundukları için asayişsizlik mümkün değildi, hiç olmazsa zordu. Ancak ordu büyüklüğünde Celâlî çeteleri arasında Anadolu şehirlerine sataşanlar çıktı. 1613'te Dîvân çıkardığı bir fermanda İstanbul, Edirne, Bursa gibi üç büyük, çok disiplinli üniversite şehri dışında, bu şehirlerin medreselerinde öğrenci olsalar bile, softaların başka hiçbir yerde softa kıyafeti ile dolaşamayacakları bildiriliyordu.
ANARŞİNİN SONUÇLARI
Birçok medrese kapandı. Softa hareketleri münferit olaylar derekesine düştü. Ama bu hareket, bu eylemler, Batı ve Orta Anadolu'nun ilim hayatına büyük zarar verdi.
Hareketler Doğu Anadolu'ya, Doğu Karadeniz'e, Arap ülkelerine, Rumeli'ye bulaşmadı. Doğu Anadolu'dan medreseliler, Anadolu, hattâ İstanbul'un büyük medreselerine gelmeye, kendilerinin daha iyi okudukları iddiasında bulunmaya başladılar. Batı Anadolu'dan Osmanlı'nın deniz eyaletlerine (Libya, Tunus, bilhassa Cezayir) levend ve yeniçeri yazılmaya gidenler azaldı, Doğu Karadenizliler çoğaldı.
Medreseler ve müderrislerdeki büyük çöküş ve gerileme, ilmiye sınıfının duayyenlerinden (kazasker rütbeli) Cevdet Paşa'nın 12 ciltlik ünlü tarihinin 1. giriş cildinde tam bir vukuf ile anlatılır. O eleştirileri, içinden yetişmeyen, yüksek medrese rüûs'lu olmayan başka biri yapsa idi, kabulde tereddüt ederdik.
Sonra yüksek okul öğrenci hareketlerinin dehşetini, 1970'lerde tekrar yaşadık. Ama doğru konuşalım; bütün dünya ile beraber biz de yaşadık. O, tam bir komünist hareketi idi ve en geniş ölçüde Moskova'ya bağımlı idi. Şimdi çarpıtılarak nice tatlı ballı açıklamaları yapılıyor...