Birkaç ay ara ile iki defa kriz patlatan hükûmete, partilere ve Meclis'in bütününe güven, tehlikeli boyutlarda azaldı. Halk dediğimiz iktidarı belirleyen sade vatandaştan ABD ve AB'ye, medyamıza, holdinglerimize, ihtimal silâhlı kuvvetlerimize ve bürokrasimize kadar, politikacıya güvensizlik yayıldıkça yayıldı. Bugünün dünyasında açık askerî müdahale mümkün değil. Zaten hiçbir dönemde çare olmadı. Hepsi eskisinden problemli bir Türkiye bırakıp gitti. Günümüzde demokrasiden ayrılan bir devlet, devlet muamelesi dahi görmüyor. Ama silâhlı kuvvetlerin kapalı veya meşru zeminlerdeki tavrı, benim diyen demokrasilerde bile ağırlıklıdır. Demokraside çare tükenmediği sözü kesin gerçektir. Gene seçimle, halkoyu ile, işin içinden çıkılacaktır. Merkez Sol'da ciddi yenilenme teşebbüsleri var. Erdal İnönü -elbette kendi bakımından haklı- bitip tükenmek bilmez tereddütlerle vakit geçiriyor. Deniz Baykal, Şeyh Edebali Hazretleri'nin ruhaniyetine sığınarak büyük atılım yaptı. Osmanlı gibi bir Cihan Devleti gerçekleştiren böylesine bir kudretten çok şeyler ümid ediyor. İşte tam bu sırada ortaya kendisini liberal demokrat solcu olarak tanıtan Kemal Derviş çıktı. Washington'ı, Brüksel'i holdingleri ve medyası ile İstanbul'u arkasına aldı. Politikayı bilmemesi ve Türkiye'yi tanımaması gibi açıklarını, iç ve dış desteklerle, seçimlere kadar kapatması bekleniyor. Merkez Sağ'a gelince, ne içerisi, ne dışarısı bu alanla fazla meşgul değil. Kendi hâline bırakılmış. Klasik Aşırı Sol, tarihe karıştı. Aşırı Sağ, Türkiye'de mümkün değil. İktidara katılamıyacak derecede marjinal duruma düşünceye kadar, derin devlet izin vermez. Az mübalağa ettim, ciddiyetten uzak tabirler kullandı isem, okuyucularımın müsamahasına sığınıyorum. Ama bu şekilde düşünüyorum. Partilerimiz ne mi düşünüyor? Onların böyle bir şey yaptığı falan yok. Harıl harıl icraat yapıyorlar. Reformları gerçekleştiriyorlar. Bir an önce krizden çıkabilmemiz için çalışıyorlar...