Denktaş'la Klerides'in 70 dakikalık görüşmesi ümit oluşturdu. İki lider, Ocak ayı ortalarında ve BM gözetiminde, peşinen kayıt ve şart koymaksızın yeniden bir araya gelecekler. Filistin'de ise uçaklı, helikopterli, tanklı, toplu gerçek savaş başladı. Yeni bir İsrail-Arap harbine yol açabilecek gelişmeleri hatırlamak faydalıdır: Başkan Clinton, Birleşik Amerika'nın İsrail üzerinde yapabileceği baskının azamisini kullanarak, tarihe Filistin meselesini çözümlemiş bir devlet adamı sıfatıyle geçmeyi istedi. Yâser Arafat, muhtemelen Hamas'tan çekinerek, kabul etmedi. Bunun üzerine eski Genelkurmay Başkanı Şaron, koalisyon başbakanlığına geldi. Mescid-i Aksâ'ya girmek cür'etinde bulunarak, niyetini bir defa daha belli etmiş müfrit bir kişi olan Şaron, Kudüs'ü paylaşmayı aklının ucundan geçirmiyordu. Karşılıklı terör eylemleri canlandı. İsrail, Güney Lübnan'ı boşaltmakla, verebileceği tavizlerin âzamîsini gerçekleştirdiği kanaatindedir. Golan tepelerinden çekilmek, hele Kudüs'ü paylaşmak gibi bir düşüncesi yoktur. İran bağlantılı ve Lübnan'da üslenmiş örgütlerin en radikali olan Hamas ise, İsrail'in varlığını dahi tanımıyor. İsrail devleti yıkılıp Yahudiler denize dökülünceye kadar savaşa devam edeceğini söylüyor. Gerek Hamas, gerek Şaron, Yâser Arafat'ı düşürmek için çalışıyorlar. Bu takdirde anlaşmazlığın boyutları büyüyecektir. Filistin'de barışın çok uzun vâdeli olduğunu bu sütunlarda defalarca belirtmiştik. Vaktiyle Kudüs, Haçlılar'la Müslümanlar arasında bir buçuk asır çekişilmiş, çok kan dökülmüştü. Filistin'de barışı istemekte Ankara, başı çekiyor. Ankara'nın, Irak'ta yeni bir Amerikan taarruzunu önlemek için her türlü dostâne teşebbüsü de sürüyor. Türkiye, Orta Doğu'yu ve Arap âlemini sulh ve sükun dünyası hâline getirmeyi samimiyetle istiyor. Bu istek, bir Osmanlı mirasıdır. Ne çare ki Filistin'de barış gibi Washington'ın Irak üzerindeki görüşlerini değiştirmek de bugün bizim elimizde değildir, iktidarımız dışındadır.