Bu kadar büyük bir krizden çok kısa zamanda çıkış beklenmiyordu. Ama krizin yatıştığı muhakkaktır. Bununla beraber olaya hemen el atılamadığına, birkaç ayın tereddütle geçirildiğine işaret etmek gerekir. Hükûmetin aşağı yukarı ne yapacağı belli oldu. Yapacakları içinde sistemi değiştirecek ve Türkiye'yi çağımıza taşıyacak hızlı radikal reformlar görünmüyor. İyileştirici tedbirlerle yetinilecek diyebiliriz. Böylesine bir politika bizi ilerilere götürmemiştir, bundan sonra da götürmez. Hayli ülkenin son çeyrek yüzyıldaki hızlı gelişmesini sağlamaz. Medya, geleceğe dönük köklü değişikliklerle ilgilenmiyor. Magazine benzer konulara ağırlık veriyor. Mesut Yılmaz'la Tantan'ın veya bir savcının karşılıklı çekişmeleri, Kemal Derviş'in eşinin alış verişi gibi mevzular sayfaları ve ekranları dolduruyor. Parti, genel başkan, başbakan, hattâ Meclis dinlemeyip bağımsızlıklarını ilân eden bakan tipleri oluşmaya başladı. Koalisyonun 3 lideri, dengenin bozulup ekonomiye zarar vermesinden ödleri koptuğu için, anormal, hatta komik bakan sayısını azaltamıyor, bakan değiştiremiyorlar. Kemal Derviş'le birlikte koalisyon, fiilen 4'lü hâle gelmiş bulunuyor. Derviş'in politikaya hevesini saklıyamaması, kendisi bakımından olumlu değil. Zira çok yıpranacaktır. Henüz bir şey yapmamış, 3 lider tarafından dışarıdan atanmış, çeyrek asır Türkiye'den uzak kalmış bir kişiye halkımızın gösterdiği sevgi derecesindeki ilgi, dikkat çekicidir. Sanıyorum bundan sonraki seçimde iktidarı, tepki oyları tayin edecek. Bu ise, demokrasi bakımından çok sağlıklı sayılmaz. Zira akla değil, öfke, kızgınlık ve ümitsizlik gibi olumsuz duygulara dayanan bir davranıştır.