Hafta, Avrupa Birliği'nin neresindeyiz? münazaraları, liste yarışmaları, partilerin ittifak teşebbüsleriyle geçti. Daha hiç biri de sona ermedi. Yarın ve öbürsü gün, iki tatil gününde gene medyada AB konuşulacak. Parti genel merkezleri aday adayları ile dolup dolup boşalacak. Parti yönetimleri, genel başkanlarına sunulmak üzere listeleri düzenleyecek. Liderlere vekâleten, ittifak görüşmeleri sürecek. Pazartesi aday listeleri, son rötuşlar dışında, genel başkanların önünde, masaları üzerinde, bir çoğunun çantasında, hattâ cebindedir. Salı günü ve gecesi bile parti liderleri, eklemeler, çıkartmalar yaparlar. Teamül budur. 1983'ten bu yana aday listeleri, genel başkanların ehliyet, temayül, karakter, psikoloji, seçebilme yeteneği, siyasete vukuf bakımlarından, tam bir göstergesidir. Ama liderlerimiz bunu kavrayamamış, başarısızlıkları (millet seçti, seçmedi) diyerek örtmeye çalışmışlardır. Büyük olduklarına inanan partilerimiz, oyları az olan hangi partileri kendi listelerine dahil edecekler, bu husus da, önümüzdeki iki tatil gününde açığa çıkacaktır. İttifak denen bu mekanizma, yüzde 1 oy getirse bile, berbat seçim sistemimizde ve yüzde 10 gibi kaba bir barajda, epey ağırlıklı değer taşıyor. Avrupa Birliği'ne gelince, bir bakıma 1959'dan beri konuşuyoruz. Bir bakıma 209 yıldan bu yana üzerinde münakaşa ve kavga ile biribirimizi yiyoruz. Şu anda statükocularımız, Verheugen'in münasebetsiz lâfı dolayısıyle bayram ediyor, sevinçlerini saklamıyorlar. Eylül ve Ekim aylarında Avrupa Birliği'nin anlamını, ne olup ne olmadığını seçmene anlatabilenler, oylarını yükselteceklerdir. Gerçekte Türkiye'nin ve bir büyük milletin kaderi üzerinde etkili günler yaşıyoruz. Kim milletvekili seçilecek, kim seçilmeyecek bilmecesinin çok üzerindeki dertlerimiz, gittikçe katmerleşerek, sürüp gidiyor.