21. yüzyıl... 3. Binyıl'ın ilk asrı... Ne ümitlerle açılmıştı. Refah, medeniyet, sulh ve sükûn dünyası oluşacaktı. Akıl ihsan edilmiş tek canlı ırkı olan insan, artık eski hatalarını tekrarlamayacaktı. Ama maddî ve manevî şer (kötülük) tohumları yok edilememişti. Yeşermeye hazır, müsait zemin arıyarak bekliyorlardı. Öyle oldu. Çevreyi, havayı, suyu, toprağı, bitkiyi, ağacı, çiçeği, hayvanı korumasını öğrenmemiş, kendisine hayat veren bütün bu unsurları hoyratça, barbarca sömüren insan ırkı, biyolojik ve nükleer silahlar belâsını da icad etmişti. Kapital yanlışını anladı, bir ölçüde gayret de gösterdi, fakat bu menfur icatlarını ortadan kaldırmayı başaramadı. Mektupla gönderilen şarbon bakterisi... Felâket, bu derecede umulmadık bir nesne, bu kadar akla gelmez bir araç vasıtasıyle başladı. New York-Washington eyleminden bile fantastik bir fenomendi. Biyolojik saldırının çeşitlenmemesi, nükleer teşebbüslerin buna eklenmemesi için, hiçbir güvence yoktur. Şimdi insan ırkı, kendini savunacaktır. Bu derecede sınır tanımaz teröre ve terörün ardına saklanan alçaklara sert karşılık verecektir. Her devlet, her millet, birdenbire oluştuğunu sandıkları bu yeni tabloya göre sür'atle vaziyet alacaktır. Lâkırdı salatası ile vakit geçirenlerin dünyası değildir. Demokrasiyi bozmaksızın akıllı adamlarla yönetilen devletler, bu badireden prim yaparak çıkar. Aynı ehliyeti ve yeteneği gösteremiyen devletler, zemin kaybeder. Türkiye, ansızın oluşan bu yeni dünya tablosunun neresindedir? Doğru teşhis, bizi ileriye götürür. Yanlış teşhisler, pratiğe dönüştürülemiyen teşebbüsler yerimizde saydırır. Yerinde sayan ve atılım yapamıyan, Bizans münakaşaları ile zaman öldüren milletlerin akıbeti parlak olmaz. Üretmeksizin çoğaldıkça çoğalan toplumlar hâline düşer. Fikir ve madde üreten milletlerle aşık atamaz, onların çok gerilerinde kalır.