Milletvekili statüsünün Anayasa, yasalar ve Meclis tüzükleri ile iyi ve çağdaş şekilde düzenlenmesinde sürekli gecikme, yalnız milletvekillerinin değil, icranın (hükûmetin) ve en vahîmi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstün konumuna ve saygınlığına halel verdi. Yargının ve bürokrat tahkikatının tarafsızlığından şüphe etmek, güvenmemek, milletvekili statüsünün tanzimini geciktirdi. Bu şüphe, vehim değildir. Meselâ 1980'den önce Anayasa Mahkemesi'nden, onun oluşturduğu Yüce Divan'dan, Danıştay'dan, 'merkez sağ' partiler lehine bir karar beklemek, muhâl ile uğraşmak demekti. Böylesine gerçeklere rağmen, eskiden masûniyyet-i teşrîiyye dediğimiz milletvekili dokunulmazlığı, kesinlikle sınırlandırılmak ve daraltılmak zorunluluğundadır. Bilhassa yolsuzluk ve vurgun iddiaları ve bu iddiaların önemli bir kısmının gerçekliği, vatandaşın canını yakacak ve rejimi zedeliyecek boyutlara ulaştı. Bu ay Anayasa'nın genişlemesine tadilinden sonra, milletvekili statüsü iyice belirtilmeli ve Avrupa parlamentoları çizgisine çekilmelidir. Milletvekilinin hiç bir şekilde ve hiç bir hileye yer bırakılmaksızın para pul işleriyle uğraşamıyacağı âşikârdır. İrtikâb edenin sıfatı, otomatik olarak düşmelidir. Yaygın söylenti bile bunu gerektirir. Başka çare yoktur. İstifa denen onurlu gelenek unutulmuş gibidir. Devlet Bahçeli'nin ya ticaret, ya siyaset ilkesi uygulanmalıdır. Bu tipteki veya bu tipe yatkın kişilerle milletvekili listeleri dolduran parti genel başkanlarının sorumluluğu açıktır, tevil edilemez. Ve bugünün genel başkanları, eskilerine benzemiyorlar, bakan değiştiremiyorlar. Bakan yaptıkları şahıslar çok dirayetli, vazgeçilemez adamlarmış gibi yerlerinden oynatamıyorlar. Genel başkanlar kusura bakmasın, bütün bir millet böyle düşünüyor.