'MİLLİ' EĞİTİMLE MİLLİ değerden uzaklaştık

A -
A +
'MİLLİ' EĞİTİMLE MİLLİ değerden uzaklaştık

İlkokul son sınıf öğrencileri öğretmen ve idarecileri ile birlikte... (1926) Eski adı maârif vekâleti olan millî eğitim bakanlığı, dünya devletleri arasında (millî) sıfatını taşıyan çok az bakanlıklardan biridir. (Öğretim) değil (eğitim) denmesi ise Fransızca'da bu bakanlık adının tercümesinden kaynaklanıyor. Okulları düzenleyen bu bakanlık, dünyanın ufak büyük, yoksul zengin, totaliter demokrat bütün devletlerinde çocukları, gençleri, o ülkenin insanı olarak yetiştirmek için millî ve milliyetçidir. Türkiye'de ise (millî, ulusal, milliyetçi) adı taşıdığı halde hiç de öyle olmayan kurumlar haylidir. Bu sıfatları kullanmaktan hoşlanmayan İngiltere, dünyanın en milliyetçi, fakat en demokrat milletini ve yönetimini oluşturabilmiştir. Osmanlı, günümüze oranla, az sayıda, fakat kaliteli okulları ile, kültürlü insanlar yetiştirdi. Bu insanlar, Millî Mücadele'yi yapıp cumhuriyeti kurdular. Cumhuriyet eğitiminde ise kalite gittikçe düştü. Her devlette az çok geçerli bulunan resmî tarih'in dozunu -hem de fena halde- kaçırdık. Uyduruk tarih'e çok yaklaştık. Âdetâ 1920'lerde yaratılıp yeryüzüne inen bir millet olduğumuzu iddia ettik. Geçmişte kötü olmayan hiçbir şey yoktu. Babalarımız, dedelerimiz geri, gerici, eksik zekâlı, cahil, üstelik irticâya mâil insanlardı. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti ve Kurtuluş Savaşı, çok âşikâr şekilde, Osmanlı'nın, Osmanlı insanının, general ve subaylarının, askerinin, bürokratının, halkının eseridir. Tarih devrimini daha da berbat dil devrimi izledi. Dünyanın en zengin kültür dillerinden biri olan Türkçe, kabîle dili hâline getirildi. 1970'lerde binlerce gencimiz, komünizmin pençesinde idi. Ana babalarını kesmeye hazır ve hevesli olduklarını söyleyenleri dinledik. İzmir duvarlarında Türk askerini gördüğünüz yerde vurun! sloganı yazan alçaklar türedi. Millî denen eğitimin böylelerini yetiştirdiği ortada idi. İlk öğretim ve liselerden bahsedeceğim. Üniversite konusu bu makaleye sığmaz. İlk öğretim ve bilhassa liseler, her şeyi öğretmek hevesiyle hiçbirini doğru dürüst öğretememişlerdir. Doğru dürüst Türkçe, yabancı dil, tarih, coğrafya vs. öğrenenler yok olurcasına azaldı. Müfredâtın tamamen çağ dışı kaldığı anlaşıldı. Fakat düzeltilemedi. TÜRKÇENİN DEVRİLMESİ Türkçe, dünyanın en büyük dillerinden biridir. Dil devriminde bu Türkçe devrildi. Atatürk, bu devrimde yanıldığını, başta Fâlih Rıfkı Atay birçok yakınına söylediği, vazgeçtiği halde, 1938'den sonra da dil devrimi hızını kesmedi. Çok kazançlı meslek hâline geldi. Hedef, insanımızın 1) geçmişle, klasik millî kültürle, 2) diğer Türkçe konuşan ülkelerle ilgisini kesmek idi. Çocuklar, anası babası ile anlaşamaz hâle düştü. İlk ve orta öğretimin ilk hedefi bütün dünyada, devletin resmî dilini hakkıyla öğretmektir. Laos'ta ve Paraguay'da veya Japonya'da ve Almanya'da, hâsılı her devlette bu en ağırlıklı temel öğreti gerçekleştirilmiştir. Türkiye, dilini iyi öğretemeyen dünyanın tek ülkesidir. Yeryüzünde, yarım asır önceki klasiklerini sadeleştirerek (!) okutmak maskaralığı, hiç, ama hiçbir millette yoktur. Bugün en seçkin kişilerimiz dahil, mutlaka uzun kısa hece, vurgu, anlam hataları ile kelime telaffuz ediliyor. Binlerce güzel kelimemiz, Türkçe değil veya eskidi câhilâne suikasdine uğrayarak, kullanılmaz, zamanla anlaşılmaz oldu. Her kelime bir mânâ âlemi olduğu için, kullanılmaz olunca, insanımız tefekkürde geriledi, fikir oluşturamaz, nüans ifade edemez derekeye düştü. Hiçbir büyük şair yetişmiyor ve yetişmesi mümkün değil. Zira şiir, kelime ile inşa edilir. Bizde kelimelerin yerini sözcük denen ucûbeler almıştır ki, hemen hepsi dilin musikisinden mahrumdur. OSMANLICA ÖĞRETİLMELİ Bu büyük sorunun, harf inkılâbı ile ilgisi yoktur. Latin harflerinin Türkçe'yi Arap harflerinden daha iyi, daha doğru, daha kolay yazdığı, açıktır (ancak (^) ve (') işaretlerinin imlâdan kaldırılması, çok büyük sûikasd oldu). Bu gerçek, Arap harfleri ve bu alfabe ile yazılmış muazzam edebiyatımızı bırakmak demek değildir. Liselerde seçmeli ders olarak mutlaka Osmanlıca öğretilecektir. Mutlaka öğretilecektir. Başka çare yoktur. Başka çare yoktur. Zira geçmiş edebiyatını okuyup anlamadan lise diploması verilen tek ülke Türkiye'dir. Bir Arap, İranlı, İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Çinli, Japon, asırlar önce yazılmış edebiyatını rahatça okuyup anlıyor. Biz niçin anlayamıyoruz? Kusurumuz nedir? Bize niçin geri zekâlı millet muamelesi yapılıyor? Dünyanın hiçbir ülkesinde gerçek klasik edebiyatını okuyup anlamayan öğrenciye lise diploması verilmemektedir. Türk millî eğitiminin büyük sorunu Türkçe öğretmekteki yetersizliğidir. Bu çapta olmamakla beraber daha epey sorun var ki, en kısa zamanda çözümlenemedikleri takdirde, Türkiye'nin çağdaş uygarlık düzeyine (medeniyet seviyesine) erişmesi mümkün değildir. Hangi sorunlar? İşte: Kız-erkek eğitimi, din eğitimi, okutulan derslerin lüzum ve lüzumsuzluğu, liselerin branşlara ayrılması, san'at okulları, Atatürkçülük, yüksek öğretime geçiş, dershaneler, paralı ve parasız ve burslu öğrenim, anadili Türkçe olmayanlara Türkçe öğretmek, kültür politikası: İçe ve dışa dönük, çeşitli branşlar... Cumartesi günleri, birkaç hafta, fırsat buldukça, bu konular hakkındaki fikirlerimizi sunacağız. Kitaplar arasında MEHMET KOÇAK, Srebrenica Soykırımı, İst. 2010, 472 s. Tarihin en alçakça birkaç soykırımından birini anlatan, yetkiyle kaleme alınan, önemli eser. Güçlü ordusu olmayan insanımızın başına neler gelebilir, ibretle okunuyor.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.