Dünkü Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonuçlarının değerlendirilmesini yarına bırakıyoruz. Dünkü toplantının olağanüstü ilgi çekmesi, Ulusal Güvenlik konusu dolayısıyla idi. Mesut Yılmaz ile kurulun asker üyeleri arasında bir tartışma olması ihtimali vardı. Zira Sayın Yılmaz'ın bu derecede hayatî ve bir hayli de mahrem bir Devlet meselesini parti kongresinde dile getirmesi eleştiri almıştı. Genelkurmay, eleştiri çerçevesini ve dozunu çok geniş ve ağır tutarak cevap vermişti. Bu durum, ekonomiye zarar getirir mi diye endişelenmiştik. Dünkü Millî Güvenlik Kurulu'nda geçecek muhtemel bir münakaşadan, aynı sebeple çekindik. Zira, patlamak için bahane arayan krizin, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında Millî Güvenlik Kurulu toplantısındaki bir atışma üzerine patladığı unutulmadı. Ulusal Güvenlik elbette, Millî Güvenlik Kurulu'nda konuşulur. Kurulun varlık sebebi ve konusudur. Orada başka ne konuşulacaktır? Bizi derinlemesine ilgilendiren husus ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Eylül sonunda ele alacağı kapsamlı Anayasa tadilidir. Bu tadil akamete uğrarsa, Brüksel'de aleyhimize rapor yazılacaktır. Avrupa normlarından, çağdaş uygarlık hedefimizden uzaklaşacağız. Üzerimizdeki baskılar daha artacaktır. Attığımız imzalara riayet etmeyen devlet muamelesi göreceğiz. Türkiye, büyük zararlara uğrayacaktır. Çağdaş uygarlık düzeyi... Türkiye'nin bu hedefe ulaşmak azim ve iradesi yeterli mi, değil mi? Milletçe hayatımız bu konuya endekslidir. Türk devletinin daha ağırlıklı, daha önemli bir konusu olamaz. Hiç bir zaman da olmadı ama, biz farkında değildik. Farkına varmadan 200 yıl geçirdik. Sonuç 2000 küsur dolarla sakat bir demokrasidir. Nice büyük sorunlarımız var. Bunların hepsi, istisnasız hepsi, çağdaş uygarlık düzeyinin yanında sadece teferruattır, ayrıntıdır, ikinci derecededir. Zaten çağdaş seviyeye eriştiğimiz takdirde o sorunlar kendiliğinden çözümlenir.