Politika, atılan her adımın nereye götüreceğini öngörmek san'atıdır. Bu millet, hangi genel başkanın daha mert olduğunu vurgulamak için seçim yapıldığını gördü. Bugün koalisyon dökülüp saçılıyor, seçim zarurî hâle geldi. Ancak Türkiye'nin hayatî meselesi Avrupa Birliği'dir. 12 Aralık Kopenhag zirvesinde müzakere tarihi alabilmektir. Kimin bakan, başbakan, başbakan yardımcısı olacağı, iktidara yükselip iktidardan düşeceği ise, bir devletin hayatında, işlerin yürümesi için gereken olağan değişikliklerden ibarettir. Avrupa kapısından geri çevrilen bir Türkiye'de Aralık ayında nasıl bir rejim oluşacağını öngörmek şarttır. Bu takdirde, vatandaşa, önümüzdeki on yıllar boyunca, çocukları ile birlikte, hangi standartta yaşayacağı ve ömür tüketeceği, açıkça anlatılmalıdır. Çok açıkça... Kopenhag kriterlerini gerçekleştiren her türlü gelişme, Türkiye'nin lehinedir. Bu kriterleri savsaklayan her türlü girişim, Türkün aleyhinedir. Hem de nasıl... Kopenhag'dan geri dönen bir Türkiye'de bugünkü demokrasi çizgisi bile kırılır. Gelir seviyesi p.c. iki bin doların altına düşer. Türkiye, petrolsüz Orta Şark devletlerinden biri hâline gelir. Amerika'nın ağzına bakar. Sınırları ile münakaşa, hattâ alay edilir. Ülkemizde ne kadar konsolosluk varsa, Bulgar ve Rumen konsoloslukları dahil, kapılarının önünde, güneş doğmadan Türk kuyrukları oluşur. Irak savaşıdır falan deyip bir müddet daha oyalandıktan sonra halkımızın öfkesi öylesine büyür ki, siyasetçinin en küçük saygınlığı kalmaz. Gündem, Avrupa Birliği'dir. Erken seçim ve her türlü yasal düzenleme, bu gündeme göre yapılır. Başka gerekçeler önce tebessüm, sonra kahkaha konusudur. Akabinde mâşerî Türk öfkesini oluşturur.