Osmanlı kurumlarına vefasızlık yapılıyor

A -
A +
Osmanlı kurumlarına  vefasızlık yapılıyor

İstanbul'un fethinden sonra Topkapı Sarayı'ndan yönetilen Osmanlı Devleti; bugünkü sosyal ve hukukî birçok kurumun altyapısını oluşturdu. Bugün devletçe yönettiğimiz, millete hizmet verdiğimiz müesseselerin tamama yakınını biz Türkler, Osmanlı döneminde, 1920'den önce kurduk. 1920'de dünyada var olmayıp bugün bizde bulunanlar elbette müstesnadır. Bu Cumartesi sohbetimde niçin bu konuyu seçtim. Şunun için: Bazı hatalarımız o derecede kronikleşmiştir ki, düzeltmek aklımızın ucundan geçmiyor. Aklından geçenler, bu gibi konuları açmanın münasebetsizlik olduğunu sanıp korkuyorlar. Ancak insanlarda gerçeği öğrenmek duygusu çok güçlüdür. Hiç bir engel tanımaksızın gerçekler, hükümlerini icra ederler. Geçtiğimiz günlerde üst üste bir kaç millî kuruluşumuzun yıldönümlerini kutladık. Hepsi kadîm, kıdemli, şanlı şerefli, büyük hizmet vermiş ve bugün de vazgeçilemez boyutta hizmet vermekte devam eden kurumlardır. Emniyet (polis) teşkilâtımızın 145. yılı kutlandı. Kurucuları Sultan Abdülmecid ve Sadrâzam Mustafa Reşid Paşa'nın ismi anılmadı. Danıştay'ın 142. yılında ne Sultan Abdülazîz, ne Sadrâzam Âlî Paşa isimleri geçmedi. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 237. yılında keza, Osmanlı'ya ait lâf edilmedi. Bu üniversite Türkiye'ye iki cumhurbaşkanı (Özal ve Demirel) ve başbakanlar yetiştirmiştir. Bu Osmanlı kompleksi nedir? Türk milleti ve Türkiye devleti, 1920'lerde gökten zembille mi indi? Bu derecede mazisiz, geçmişi kapkaranlık bir millet ve devlet miyiz? Millî Mücadele'yi Osmanlı generalleri, subayları, halkı kazanmadı mı? Cumhuriyeti Osmanlı generalleri ve bürokratları kurmadı mı? Monarşi, pek çok devlette sona ermiştir. Ancak bu gibi davranışlar, Sovyetler ve uydularında, Çin'de görülürdü. Şimdi o ülkelerde de kalmadı. Sayın Danıştay Başkanı'nın, cumhurbaşkanı dahil en büyük devlet adamlarımız karşısında, en sert eleştirilerden çekinmeyen nutkunu dinledik. Danıştay'ın ne olduğu, niçin kurulduğu, nasıl bu günlere geldiği söylenmeksizin günümüz politikasından bahsedildi. DANIŞTAY'IN 142. YILI Danıştay'ın 1961'e kadar adı Şûrâ-yı Devlet idi ("devlet meclisi" demek). 10 Mayıs 1868'de (142 yıl önce) Sultan Abdülâzîz'in önemli nutku ile açıldı. Nutukta en önemli cümle "icrâ (yürütme) kuvveti adalet, din ve teşrî'den (yasamadan) ayrılacaktır" hükmüdür. Din işlerinin ayrılması, laikliğin bir safhasıdır. Yargının yürütmeden (yani hükûmetten) ayrılması ise açık şekilde demokrasiye doğru güçlü bir adımdır. Günümüzün modern devletine geçiştir. Osmanlı'da -bilhassa İkinci Abdülhamîd döneminde- içtenlikle uygulanmıştır. Henüz millet meclisleri olmadığı için, Şûrâ-yı Devlet'e, yasaları yapma görevi de veriliyordu. Gerektiğinde dîvan-ı âlî (yüce divan) yetkisiyle nâzırları (bakanları) yargılıyordu. 5 dairesinden biri Tanzîmât Dâiresi'dir. Bugünkü Anayasa Mahkemesidir. Önce 3 üyeli 1854-1861'de görev yapan Meclis-i Tanzîmât yerine kuruldu. Çıkartılan, hükûmetten gelsin, Şûra'da hazırlanmış bulunsun yasaların, imparatorluğun anayasası hükmündeki Tanzimat ve Islahat Fermanları ve düzeni ile uygunluğunu denetleyip düzenliyordu. Görüldüğü gibi anayasa mahkemesi 1961'de kurulmuş falan değildir. Şûrâ-yı Devlet reîsi (Danıştay başkanı), nâzır (bakan) olarak hükûmet üyesi idi, 1922'ye kadar böyle devam etti. Ayrıca tabiatiyle adliye nâzırı (adalet bakanı) da vardı. Bütçe de bir yasa olduğu için, bütçe yapmak görevi Şûrâ-yı Devlet'e verildi. 1877-78'de ve kesinlikle 1908'de meşrûtiyet (taçlı demokrasi) rejimi yürürlüğe girince, tabiatiyle yasa yapmak görevi Şûrâ-yı Devletten alındı. Fakat yasaları kontrol ve 1908 anayasası ile uygunluğuna hükmetmeye yetkili Tanzîmât Dâiresi, 1922'ye kadar Şûrâ-yı Devlet'te kaldı. Müessesenin bizzat padişah (hâkan-halîfe) tarafından açılması, kuruluşa verilen önem ve ağırlığa işarettir. Padişah nutkunu ise, müesseseyi özenle hazırlayan Sadrâzam Âlî Paşa'nın kaleme aldığı açıktır. Nihayet, yılda bir defa, sancak (il) ve kazâ (ilçe) temsilcilerinin katıldığı meclisler toplanıyordu. Ancak istişârî (danışma mahiyetinde) idiler. Bununla beraber halkın dileklerini Şûrâ-yı Devlet, özenle incelemekle yükümlü idi. Sultan Abdülhamîd dönemi adaletinin tarafsızlığı ve hızlı işlerliğinin çok övüldüğünü tekrar hatırlatıyorum. TEKNİK ÜNİVERSİTEMİZ 237. yılı kutlanan Teknik Üniversitemiz'in çekirdeği, Sadrâzam Dâmâd İbrahim Paşa'nın Lâle Devri'nde (1718-1730) kurduğu Hendese-hâne'dir. 1773'te Üçüncü Mustafa, Mühendis-hâne-i Berrî-i Hümâyûn adıyla (İmparatorluk Kara Teknik Okulu demek), Avrupalı hocalar ve kitaplarla, bugünkü Teknik Üniversitemiz'i kurdu. Topçu ve istihkâm subayları yetiştiriyordu. Deniz subayı yetiştiren bugünkü Deniz Harb Okulumuz ise gene ayni hükümdar ve ünlü amiral Kapdân-ı Deryâ Cezâyirli Hasan Paşa tarafından İngiliz hocalar ve kitapları ile 1773 (genişletilerek 1776)'de kuruldu. 1834'te Heybeli adaya taşındı (Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun=İmparatorluk Deniz Harb Okulu). Fransa'da ilk teknik üniversite 1747'de kurulduğu için, çok da geri kalmadığımız açıktır (çok ünlü Ecole des Ponts et Chaussées). Daha önceleri Topkapı Sarayı kompleksine dahil Hâssa Mîmârî Mektebi, Saray ve Devlet mimarları yetiştirmiştir ki, Osmanlı'nın çok ileri olduğu su yolları mühendisliği, bu okulun bir bölümü idi. Kitaplar Arasında TBMM Albümü 1920-2010, TBMM yayını: Sayın Köksal Toptan'ın başlattığı önemli teşebbüsü, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bugünkü sayın başkanı Mehmet Ali Şahin gerçekleştirdi. Elimizde ağır papye kuşeye basılmış çok büyük 4 muhteşem cilt hâlinde Yüce Meclis'in 90 yılda gelip geçmiş bütün parlamenterleri resimleri ile sunuluyor. Sayın Başkan'a bana da bir nüsha hediye göndermek lütfunda bulunduğu için teşekkürlerimi sunuyorum.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.