Referandum konusu gündemin başına oturuyor. Hattâ Gazze meselesini ikinciliğe itiyor. Ancak İran hakkında bir sürpriz gelişme, referandum bahsini gölgeleyebilir. Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar için münakaşalar şiddetlendi. Mahkeme raportörünün beyanları, tartışmayı hararetlendirdi. Herkes hukukçu kesildi. Sayın Tayyip Erdoğan, olanca ağırlığını, referanduma gitmek için kullanıyor. Dünyada kendisinden en çok bahsettiren devlet adamları arasına girdi. Orta Doğu'da barışın dünya barışının temeli olduğu tezini, büyük bir inançla savunuyor. Oslo'da Norveç Akademisi'nin de bu şekilde algılaması ihtimalleri güçleniyor. Nobel Barış Ödülü alan bir devlet adamının hem iç, hem dış politikada sözünü daha fazla geçireceği, üzerine fazla gidilemeyeceği düşünülüyor. Sayın Başbakan, artan bir prestijle, referandum için vatandaştan oy isteyecektir. Geçerli oyların yüzde 50'si yeterlidir. Ama yüzde 50'nin üzerinde her puan da önemlidir. Zira vatandaş oyunu, Anayasa vesilesiyle gerçekte Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ve partinin genel başkanına hangi ölçüde güvendiğini vurgulamak için verecektir. Vermeyenlerin, iktidarın icraatını beğenmeyenler olacağı âşikârdır. Referandum sonucu, genel seçimin de, kesin değilse bile, en güçlü göstergesi olacak. Genel seçimleri tekrar kazanan AK Parti, Türk demokrasi tarihinde bir ilke imza atacaktır. Ardından gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de kesin favorisi durumunu pekiştirecektir. Tabiatiyle tarih'in, zaman içinde sürpriz gelişmelerle yol aldığını biliyoruz. Bu tabloyu, bu tarih kanununu değiştirebilecek, etkileyebilecek faktörlerin falcılığına soyunacak değiliz. Ama en değişken karakterli faktörün dış politika olduğunda ısrarlıyız. Daha net bir değerlendirme için, Anayasa Mahkemesi kararını bekliyoruz.