Sayın Tayyip Erdoğan, Özal ve Demirel-vârî 180 kişilik, iş adamı ağırlıklı bir heyetle, kısa, muhtasar müfit, başarılı bir Moskova ziyareti yaptı. AB ülkelerinde ve Beyaz Saray'da olduğu gibi, Kremlin'de de Başkan Putin tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nde iktidarın başı sıfatıyla kabûl gördü. Rusya, 10 yıldan beri kara sınırımız bulunmamasına rağmen, hâlâ kuzeydeki büyük komşumuzdur. Toprak büyüklüğü bakımından hâlâ dünyanın 1. ve askerî güç bakımından hâlâ dünyanın 2. devletidir. Rusya ile çok iyi ilişkilerimiz olmalı. Rusya ile ittifak yapıp geçen ay Pekin'de Çin'le anlaşma imzalayan Başkan Putin gibi, Avrasya klübüne girecek, statükocularımızın can attıkları gibi Avrupa'ya sırt çevirecek falan değiliz. Zira Türkiye ile Rusya, asırlardan beri zaten Avrasya devletleridir. Bu, Avrupalılık'larını engellemedi, engellemiyecek. Rusya, ekonomisinin yarısının kayıt dışı bulunması bakımından, Türkiye'ye benziyor. Ama tıpkı bizim gibi bu durumdan kurtulacaktır (Batı standartlarında kayıt dışı ekonomi yüzde 10'u geçemez). Yetişmiş, tahsilli nüfusu ile insan alt yapısı yeterlidir. Edebiyat, musiki, bale, ilim gibi alanlarda çok köklü kültür sahibidir. Bizden önce AB üyesi olmaya çalışıyor. Bizim görüşümüz budur. NATO'da zaten müşahittir, üye de olacaktır. Avrupa Birliği, geri kalan Balkan ülkeleri ve Türkiye ile defteri kapatmayı düşünüyor. Ama Batı'nın politik ve ekonomik normlarını yakalayan bir Rusya'ya arkasını dönemiyecektir. Rusya, üç çeyrek asır süren dehşetli bir felâket yaşadı. Avrupa'dan geri kaldı, Avrupa'ya yetişemedi, yoksullaştı. Ama telâfi edecek potansiyeli mevcuttur. ABD, gerçi Rusya'nın başkan seçimine kadar müdahalede bulundu. Fakat Asya politikasında, Pax Americana'yı, gizli veya âşikar Rusya'yı karşısına almıyacak şekilde uyguluyor.